![]() |
|
|||||||
| Tiyatro, Konser Görsel sanatlara dair tüm yorum, eleştiri ve haberler |
![]() |
|
|
LinkBack | Seçenekler |
|
|
#1 (permalink) |
| 1nefes |
Yıldız Kenter
İstanbul'da doğdu. Ankara Devlet Konservatuarı Yüksek Bölümünü sınıf atlayarak bitirdi. Onbir yıl Ankara Devlet Tiyatrosunda çalıştı. Rockefeller bursu kazanarak, American Theatre Winng, Neighbourhood Play House ve Actor's Studio'da oyunculuk ve oyunculuk öğretiminde yeni teknikler üzerine çalışmalar yaptı. Ankara Devlet Konservatuarına hoca olarak atandı. 1959'da Devlet Tiyatrosu'ndan ayrıldı. Muhsin Ertuğrul ile bir yıl çalıştı. Kardeşi Müşfik Kenter ve eşi Şükran Güngör ile Kent Oyuncuları Topluluğunu kurdu. Daha sonraki yıllarda sürekli olarak Amerika Birleşik Devletleri ve İngiltere'de "Değişen Eğitim Metotları" ve "Oyunculuk Metotları" üzerine çalışmalar yaptı. 1962'de Tiyatro hizmetlerinden ötürü " Yılın Kadını " seçildi. 1968'de İstanbul'da Kenter Tiyatrosunun binasının inşaatını tamamladı. Sinema oyuncusu olarak üç kez " Altın Portakal " ödülüne layık görüldü. Sovyetler Birliği, Amerika Birleşik Devletleri, İngiltere, Almanya, Hollanda, Danimarka, Kanada, Yugoslavya ve Kıbrıs'ta İngilizce ve Türkçe oyunlar sergiledi. 100'ün üstünde oyun oynadı. 100'e yakın oyun sergiledi. Shakespeare, Cehov, Brecht, Inoesco, Pinter, Albee, Tenessee Williams, Alan Ayckbourn, Arthur Miller, Brian Freil, Neil Simon, Athol Fugard, Sergey Kokovkin gibi pek çok yazarların yanısıra Melih Cevdet Anday, Necati Cumalı, Güner Sümer, Adalet Ağaoğlu, Zeki Özturanlı, Güngör Dilmen, Muzaffer İzgü gibi pek çok Türk yazarının oyunlarını da sahneye koydu, oynadı. 1981'de " Devlet Sanatçısı " olarak ödüllendirildi. 1984 de Roma'daki İtalyan Kültür Birliğince " Adalaide Ristori " ödülüne layık görüldü. Profesör Yıldız Kenter, 37 yıldır Sahne Hocalığı yapmaktadır. 1989 yılında, Korsika - Bastia Film Festivalinde " Hanım " filmindeki rolüyle " En İyi Kadın Oyuncu " ödülünü aldı. 1991 yılında Tiyatro Sanatına hizmetlerinden ötürü Uluslararası Lions Kulübünün " The Melvin Jones " yla ödüllendirildi. İki kez Ulvi Uraz " En İyi Kadın Oyuncu " üç kezde aynı dalda Avni Dilligil ödülüne laik görüldü. 1994'de " Konken Partisi " oyunundaki Fonsla rolü ile " Olağanüstü Yorum " ödülünü aldı. Finlandiya Dünya Kadın Kuruluşu tarafından yüz yılın en başarılı yüz kadınından biri olarak onurlandırıldı. 1995'de Kültür Bakanlığı, Tiyatro Sanatına katkılarından ötürü " Onur " ödülüne layık gördü. Profesör Kenter'e aynı yıl tiyatro sanatına katkılarından dolayı " Mevlana Kardeşlik ve Barış " ödülü verildi. 1996'da Magazin Gazetecileri Derneği tarafından Ramiz ile Jülide'deki Jülide rolü için " En İyi Kadın Oyuncu " ödülü verildi. 19 Mayıs 1997'de Uluslararası İstanbul Festivali tarafından ömür boyu Tiyatro Sanatına katkısından dolayı verilen onur ödülü Yıldız Kenter'e Dame Diana Rigg tarafından takdim edildi. 1998'de Ankara Sanat Kurumu " Yılın Kadın Sanatçısı " ödülü, 1998 Muhsin Ertuğrul yaşam boyu tiyatro sanatına katkılarından dolayı onur ödülü, 1998 Cumhurbaşkanlığı Büyük Kültür ve Sanat Ödülü, " MARTI " adlı oyunda Madam Arcadina rolüyle 1999 Afife Jale - En İyi Kadın Oyuncu ödülü Filmleri 1951 Vatan İçin 1964 Ağaçlar Ayakta Ölür 1965 İsyancılar 1966 Pembe Kadın 1967 Yaşlı Gözler 1971 Anneler Ve Kızları 1971 Elmacı Kadın 1972 Fatma Bacı 1973 Ablam 1974 Kartal Yuvası 1974 Kızım Ayşe 1974 Bir Ana Bir Kız 1983 Zulüm 1988 Hanım 1999 Güle Güle 2001 Büyük Adam Küçük Aşk 2005 Sen Ne Dilersen Diziler 1990 Uğurlugiller 2002 Aşk ve Gurur 2005 Saklambaç Ödülleri 1964 Antalya Film Şenliği, Ağaçlar Ayakta Ölür filmi ile En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu 1966 Antalya Film Şenliği, İsyancılar filmi ile En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu 1974 Antalya Film Şenliği, Kızım Ayşe filmi ile En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu 1984 Roma'daki İtalyan Kültür Birliğince "Adalaide Ristori" ödülü. 1989 Korsika - Bastia Film Festivalinde "Hanım" filmindeki rolüyle "En İyi Kadın Oyuncu" ödülü. 1991 Uluslararası Lions Kulübü The Melvin Jones Ödülü İki kez Ulvi Uraz "En İyi Kadın Oyuncu" Ödülü Üç kez Avni Dilligil "En İyi Kadın Oyuncu" Ödülü 1994'de "Konken Partisi" oyunundaki Fonsla rolü ile "Olağanüstü Yorum" ödülünü aldı. Finlandiya Dünya Kadın Kuruluşu tarafından yüz yılın en başarılı yüz kadınından biri olarak onurlandırıldı. 1995'de Kültür Bakanlığı, Tiyatro Sanatına katkılarından ötürü Onur ödülüne layık gördü. 1995 "Mevlana Kardeşlik ve Barış" ödülü verildi. 1996'da Magazin Gazetecileri Derneği tarafından Ramiz ile Jülide'deki Jülide rolü için "En İyi Kadın Oyuncu" ödülü 1997'de Uluslararası İstanbul Festivali tarafından ömür boyu Tiyatro Sanatına katkısından dolayı ödülü. 1998'de Ankara Sanat Kurumu "Yılın Kadın Sanatçısı" ödülü 1998 'de Tiyatronline Seyirci Ödüllleri 1998 Muhsin Ertuğrul yaşam boyu tiyatro sanatına katkılarından dolayı onur ödülü 1998 Cumhurbaşkanlığı Büyük Kültür ve Sanat Ödülü, 1999 "Martı" adlı oyunda Madam Arcadina rolüyle Afife Jale - En İyi Kadın Oyuncu ödülü. Doğum tarihi 11 Ekim 1928 Doğum yeri İstanbul _______________________ Sitemizde yönetici olarak bizlerle çalışmak isterseniz BU KONUYU okumalısınız. |
|
|
|
|
|
#2 (permalink) |
| 1nefes |
Bir İlk Kadın: Afife Jale
Başkaldırı, başarı, aşk, mutluluk, mutsuzluk Huysuz ve Tatlı Kadın şarkısı onun için yapıldı. 24 Temmuz 1941"de yaşama veda eden Afife Jale , tarihe; "sahneye çıkan ilk Müslüman Türk kadını" olarak geçti. Ama onun kısacık yaşamı daha fazlasını içeriyor. Afife Jale , orta halli bir ailenin kızı olarak,1902 yılında İstanbul'un Kadıköy semtinde dünyaya geldi. Dr. Sait Paşa'nın torunudur. Çocukluk düşlerinde hep tiyatro vardı. İstanbul Kız Sanayi Mektebi'nde okuyordu. Ama onun aklı tiyatrodaydı.O yıllar Müslüman kadınların sahneye çıkmasının yasak olduğu yıllardı. Bu yasağa rağmen 1918'de, Darülbedayi'ye (Şehir Tiyatroları) alınmak üzere açılan sınava bile girdi. 10 Kasım 1918'de, Behire, Memduha, Beyza, Refika ve Afife stajyer kadrosuna alındılar. Afife ve Refika hariç öteki kızlar daha fazla dayanamamış ve "nasılsa sahneye çıkamayacakları" gerekçesiyle tiyatroyu bırakmışlardı . Aynı yılın 18 Aralık günü, Refika tiyatronun süflör, Afife de "mülazım artistlik" (stajyer oyuncu) kadrolarına alınmışlardı. Afife ise bir yılı aşkın bir süre boyunca bütün provalara katıldı, kendini sahneye hazırladı. Ama bir türlü sahneye çıkamadı. Öte yandan Refika, sahne gerisinde görev alan ilk müslüman Türk kadını oldu. Prof. Metin And, Türk Tiyatrosu Tarihi kitabında, 1920 yılında Darülbedayi'de, Hüseyin Suat'ın "Yamalar" adlı oyununu, Kadıköy'deki Apollon Tiyatrosu'nda (şimdiki Reks Sineması) sahneye koyuyordu. Bu oyunda Emel adlı kızı oynayan Eliza Benemenciyan topluluktan ayrılıp Paris'e gittiği için, bu rolü yüklenecek bir kadın sanatçıya ihtiyaç vardı. Ve Afife Jale, bu rol için seçildi. İlk kez Emel rolüyle ve takma bir isimle sahneye çıktı. O gece tiyatroya gelen zaptiyeler, yöneticilere bir uyarıda bulundularsa da, genç sanatçı bir hafta sonra da "Tatlı Sır" oyununda yeniden sahneye çıktı. Sanatçı polis tarafından tutuklanmak istenince, Kınar Hanım tarafından arka bahçeye kaçırılarak polislerin elinden zor kurtuldu. "Mesut olduğum ilk gece" Afife Jale O tarihi geceyi, altı yıl sonra Refik Ahmet Sevengil'e anlatırken; "Hayatımda mesut olduğum ilk gece" diye tanımlıyordu: "Sanatın, ruhuma verdiği güzel sarhoşluk içinde idim. Ağlama sahnesinde, taşkın bir saadetle ağladım. Sahiden ağladım Alkış, alkış, alkış Perde kapandı; açıldı, bana çiçekler getirdiler. Muharrir Hüseyin Suat bey, kuliste bekliyormuş; ben çıkarken durdurdu; alnımdan öptü: "Bizim sahnemize bir sanat fedaisi lazımdı; sen işte o fedaisin." dedi. Gerçekten de Afife Jale bir fedai gibi geçirir bundan sonraki yaşamını Ve daha sonra Onu diğer kadınlar izledi. Tüm baskılara karşın bundan sonra Burhanettin Topluluğunda Seniye, Yeni Sahne'de Şaziye (Moral), Münir (Neyire Neyyir), Bedia (Muvahhit) Milli Sahne'de Huriye ve Hikmet, Ruhat gibi Müslüman Türk kadınları Afife'yi izlediler" diye anlatılır. İşsizlik Üçüncü piyesi olan Odalık'ta oynarken, polis yine tiyatroyu bastı. Afife bu kez de makine dairesinden kaçırıldı . Bu zaptiye baskınında, Afife arkadaşlarınca kaçırılmışsa da, daha sonra sokakta polisce yakalanarak karakola götürüldü . "Dinini, milliyetini unutan sen misin?" diye hırpalandı. Aile içinde, Babası Hidayet bey de, onun tiyatrocu olmasına karşıydı. kızını bu sevdadan vazgeçirmek için çok uğraştı. Başaramayınca sertleşti. Ona "Fahişe" dediği bir gün, "Benim Afife diye bir kızım yok" diye gürledi. Zaten Afife artık sahnede, "Jale" adını kullanıyordu. Sanatı için baba evini terk etti. 1921'de dahiliye nezaretinin bir buyruğu ile belediye, 27 Şubat günü 204 sayılı bildiriyi Darülbedayi Yönetim Kurulu'na gönderdi. Bildiride, Müslüman kadınların kesinlikle sahneye çıkamayacakları yazıyordu. Bu bildiri üzerine Afife'nin, Darülbedayi'deki ücretli görevine de son verildi.. Artık hayat onun için çok zorlaşmıştı. Güvencesiz ve parasızdı ama tiyatro onun için bir tutkuydu ve gözü başka bir şey görmüyordu. Hastalık Önüne gecilmeyen şiddetli başağrıları başlar. Tiyatrosuz kalması Afife'nin zaten zayıf olan sinirlerini alt üst etmiş, kaçışı haplarda ve uyuşturucularda bulmaya başlamıştı. Sonradan aşık olduğu Suriye'li bir eczacının , yaptığı iğneler de onda bir alışkanlık başlatmıştı. Eczacı morfinle tedavi yoluna giderek büyük bir yanlışlık yapar. Bunun sonucu Afife artık bir morfinmandır. Ortalık biraz durulunca, birkaç yıl sonra Burhanettin Tepsi Kumpanyası ile Anadolu'da turneye çıkmış, yeni tiyatro topluluğu ile Kadıköy'de oynamış, daha sonra da Fikret Şadi'nin Milli Sahne'siyle çeşitli kentlerde temsiller vermişti. Zaten 1923'ten sonra Türk Kadınları Atatürk'ün emriyle sahneye çıkmaya başlamıştı. Gün geçtikçe bozulan sağlığı ve uyuşturucu alışkanlığı, tiyatroyu ister istemez bırakmasına neden oldu. Bu onu büsbütün çileden çıkardı. 1928 yılında bir arkadaşıyla, Kuşdili çayırında Hafız Burhan'ın bir konserine gitmiş, orada sanatçıya tamburuyla eşlik eden Selahattin Pınar'la tanışmıştı. Kısa bir sürede Pınar, genç kadına deliler gibi aşık olur. 1929 yılında evlenirler ve Selahattin Pınar "Nereden Sevdim O Zalim Kadını", " Huysuz ve Tatlı Kadın " gibi birçok ölümsüz şarkısını onun için besteler. İkisi de, Gençliklerini acılar içinde harcamışlardı. Evlenince hayat boyu ıskaladıkları her şeyi, birlikte yapmaya çalıştılar. Evde saklambaç oynadılar. Bahçede enginar yetiştirip, yarıştılar. "Bir çocuk resmi" kıvamında şiirler yazdılar. Pınar çaldı; Afife dinledi. Ancak güzel günler uzun sürmedi. Afife, tiyatrosuz yaşayamıyordu ve tiyatronun boşluğunu uyuşturucularla dolduruyordu. Suriye'li Eczacı onu morfine alıştırmıştı bir defa, kurtulamıyordu. Selahattin Pınar, bir gün eşinin öğle uykusu için çekildiği odasının anahtar deliğinden içeri baktığında, damarına morfin şırınga ettiğini gördü ve çöktü. Morfin için eczacıyla ilişkiye girmişti Afife.. Ama Pınar, eşine öfkeden çok, merhamet duyuyordu. Onu hayata döndürebilmek için çırpınmaya başladı. Sürekli melankolik besteler yapar olmuştu .Ama Bir süre sonra, Pınar karısının morfin bağımlılığı ile başa çıkamamaya başladı. Tiyatrodan uzak kalmak, sahneye çıkamamak, Afife'yi mutsuz kılıyor, kurtuluşu yalnız "iğne"de buluyordu. Çırpındılar, bu gidişi geri çevirebilmek için Olmadı ! Selahattin Pınar, kendisi de morfin tuzağına düşer gibi oldu. Bunun üzerine Afife; "Terk et beni" diye yalvardı ona. "Yoksa sen de mahvolacaksın, bırak beni gideyim" dedi. Ve 1935 yılında boşandılar Şimdi afife için en kötü yıllar başlıyordu. Bundan sonra Afife içine düştüğü girdaba büsbütün batarak, sefalet içinde sürünmeye başladı. Afife, kimsesiz ve beş parasız, tenha parklarda yatıp kalkar, aşevlerinde karının doyururken, ayrıldığı eşinin kendisinin ardından yazdığı şarkıları taş plaktan dinleyip ağlardı. Ayrılık acısını yeni bir evlilikte dindirmeyi deneyen Selahattin Pınar ise hiç birlikte yatmadığı bu kadından kısa sürede ayrılır. Afife Jale, kimsesizliğinin, terk edilmişliğinin, yoksulluğunun son durağı olan, Bakırköy Akıl ve Sinir Hastanesi'nde geçirir, yaşamının son yıllarını 24 Temmuz 1941 günü henüz 39 yaşındayken, bir deri bir kemik veda etti hayata.. Ölümü gazetelere haber bile olmadı. Cenazesine 4 kişi katıldı. Mezar yeri de, mektupları ve fotoğraflarıyla birlikte kaybolup gitti. Unutuldu Tiyatronun ve devrinin bu büyük fedaisi, böylece sessiz sedasız yok olup gitti. O istediği hayatı yaşayabilmek için çok bedel ödedi. Büyük mutlulukları ve mutsuzlukları bir arada yaşadı . Ve elbette sanatta, kadınların tarihine geçti. Uzun yıllar onun adını bile anan olmadı. Lâkin son dönemlerde, önemli bir yere sahip oldu;yönetmenliğini "Şahin Kaygun'un üstlendiği, Müjde Ar ve Tarık Tarcan'ın baş rollerini paylaştığı, " AFİFE JALE " adlı sinema filmi ile, Afife Jalenin hayatı, beyaz perdeye taşınmıştır Daha sonra, Haldun Dormen'in önerisi ile 1997 yılının mayıs ayından bu yana, her yıl Afife Jale adına, tiyatro ödülleri dağıtılmaktadır Neziha Araz'ın kaleminden Afife şöyle sesleniyor; "Beni acıyarak değil, düşünerek severek, kucaklayarak hatırlayın. Tiyatro varsa ben varım" inancı ve aşkıyla yaşıyordu Afife, "Olmak ya da olmamak" işte gerçek buydu onun için. "Olmak"la sanatını icra etmek eşanlamlıydı, bu eşanlam da tiyatroydu. Toplum hayatında ilk olmak; yani onun deyimle "ilk ateşi yakmak"," ilk türküyü söylemek"," ilk aşkı ya da direnişi başlatmak" bir olaydı ve bunun her zaman bir bedeli vardı. İlkler, yol boyu bu bedeli ödediler." _______________________ Sitemizde yönetici olarak bizlerle çalışmak isterseniz BU KONUYU okumalısınız. |
|
|
|
|
|
#3 (permalink) |
| 1nefes |
ÇAĞDAŞ TÜRK TİYATROSUNUN TEMELİNİ ATAN VE GELİŞTİREN
MUHSİN ERTUĞRUL (1892-1979) BEYNİNDEN ŞU PARA HIRSINI, ZENGİNLİK DELİLİĞİNİ, ŞÖHRET APTALLIĞINI, KENDİNİ BEĞENME BUDALALIĞINI ÇIKAR. ONDAN SONRA SENİ TANIYALIM, KAÇ DİRHEM GELİYORSUN? Muhsin Ertuğrul 1892 5 Mart 1892 (23 Şubat 1308) Pazartesi aksamı İstanbul'da doğdu Babası Hüsnü Bey (1848-1902)Babıali"de Hariciye Nezareti (Dış işleri bakanlığı veznedarıydı Ertuğrul ikisi üvey olan sekiz kardeşin en küçüğüydü Gedikpaşada ki Tefeyyüz Mektebinde Darul edebte soğukçeşme ve toptaşı rüştiyelerinde Mercan idadisi"nde okudu Babasının tiyatroya olan ilgisinin de etkisiyle küçük yaslarda tiyatro gösterilerini izledi daha okul sıralarındayken arkadaşlarıyla tiyatro oyunları oynamaya başladı TİYATRO UĞRUNA EVDEN NASIL KOPTUM? Ortanca ablam Saadet'in kocası, eniştem Rıfat Bey, Osman Paşa'nın torunu olmakla övünen, asalet yanlışı yaratılışı bulunan bir kişiydi. Üsküdar'da Valide Camisi yanında, o soyluluktan arda kalmış bir Osmanpaşa Sokağı vardı.Yıkılan konağın yerine, üçer dörder odalı küçük evler yapılmıştı. Kendisi de o evlerin birinde kiracıydı. İşi önemliydi. Kartının üzerinde "Sadaret Evrak Odası Hulefasından" diye yazardı. Bugünkü deyişle, Başbakanlık Bürosu'nda çalışırdı. Görevi nedeniyle her gün gelen yazışmalar dolayısıyla zamanın sadrazamıyla doğrudan doğruya ilişki içindeydi.Sadrazam Kamil Paşa'yı, Sait Paşa'yı, Tevfik (Okday) Paşa'yı ve daha sonrakileri de tanımıştı. Görevi dolayısıyla yüksek düzeydeki kişilerle günlük ilişkileri, onun asalet yaşantısını ruhunda sürdürüyordu. kendisi ne kadar sıradan bir memur olsa da, ülke sorunlarıyla uğraşan bir ortamda çalışıyordu. Yaratılıştan terbiyeli ve dürüst oluşu, yüksek düzeydeki bakanlar, müsteşarlarla birlikte bulunuşu, içindeki aksoyluluk tutkusunu arttırıyordu.Ailemize damat olarak girdiği günden biride bize, özellikle biz küçüklere, babamın ölümünden sonra adeta bir ikinci babalık şefkatini sürdürüyordu. " ERTUĞRUL MUHSİN SEN MİSİN?" Sahneye çıktığım güne kadar boş zamanlarımı futbol oynayarak değerlendirmiştim. O sırada, Toptaşı futbol takımının da başkanı olmuştum. Haydarpaşa Çayırı o zaman en geniş, en düzgün sahasıydı. Biz orda oynardık. Tiyatroya bir meslek olarak başladıktan sonra, seyircilere verilen el ilanlarında adimi, tanınmak için, başına "Ertuğrul" diye ekleyerek yazdırmıştım.Eskiden bu ilanlar, çeşitli semtlerde evlere de dağıtılırdı. Evdekiler bir zamanlar futbol oynamaktan dönüşümle, sahnede role çıktıktan sonraki dönüşüm arasındaki ayrılığı giderek sezmişlerdi. Böyle bir cuma akşamı yine matineden eve döndüğüm zaman, hem ablamın, hem eniştemin suratlarını allak bullak olmuş buldum.Evde, fırtınadan önceki suskunluk havası vardı. Akşam yemeği sessizce yendi. Sofradan kalkıp odadaki günlük yerimize oturduk. Çok geçmeden eniştem, elindeki ilanını göstererek, -"Buradaki Ertuğrul Muhsin senmisin?"diye sordu. - "Evet", dedim. - "Gelip geçici bir hevesmi?" -" Hayır, ömür boyu bu meslekte kalmak istiyorum.Çünkü tiyatroyu çok seviyorum." -"Evet ama, ne bizim ailemizde, ne de rahmetli babanızın ailesinde "oyuncu" yok.Onun için ya bu "düşüncenizden vazgeçersiniz ya da ailenizden!" -"Eğer bu keskin bir ültümatomsa şu halde ailemden vazgeçiyorum" sözleri ile ayağa kalktım ve "Allahaısmarladık" diyerek evden çıktık. GECE YARISI YAPAYALNIZ BİR GENÇ Gece bu saatten sonra, Üsküdar'dan vapur yok. Anadolu yakasındaki akrabalara gece karanlığında misafirliğe gidemem. Karşıya geçmem gerek. Hele bir iskeleye doğru yürüyeyim. O çağlarda geceleyin Anadolu yöresiyle karşı yaka arasında, iki ucu sivri, hafif kayıklar çalışırdı. Nöbetçi kayığa atladım ve karşı yakaya geçtim. Beşiktaş'tan Karaköy'e, Köprü'yü geçerek Çemberlitaş'a doğru yürüyorum. Gidecek bir yerim yok. Bir yere gitmeyi de düşünmüyorum. Kafamda, "Bundan sonra ne olacak", onun planlamasını kuruyorum ve boyuna hedefsiz yürüyorum. Gün ağardı. Sultanahmet'teyim. Bir Belediye Bahçesi vardı. Onun çevresinde oturacak sıralar bulunurdu. Onlardan birine iliştim. Karşımda Alman Çeşmesi var. Hani açıldığı gün bizi bütün okul çocuklarıyla birlikte karşısına dizmişlerdi, biz de ne olup bittiğini anlamadan "Padişahım çok yaşa" diye bir kaç kez bağırmıştık. Hani, okulun sakallı mubaşiri, bir müzik öğretmeni edasıyla bize bir kaç okul şarkisi öğretmişti. Biz de o gün aralıklarla onu tekrarlamıştık. O günü düşündüm. Sonra, Muvakkithane'nin karşısındaki büyük konağa gözüm dikildi. Yukarı kattaki odada küçük ablam Servet veremden ölmüştü. O gün ben, yandaki şu odanın buğulanmış camına parmaklarımla ablamı ne kadar sevdiğimi yazmıştım. Aşağı köşedeki Kazasker Süleyman Sirri Efendi'nin odasında onu nasıl karyolada yatarken ilk kez yatarken gördüğümü anımsadım. Oğullarının koskoca delikanlı oldukları halde evin kâhyası "Aputte" diye çocukken taktıkları adla hala nasıl hitap ettiklerini hatırladım. Sonra fırından yeni çıkmış taze bir simit aldım, onu yiye yiye ilkokulun olan Tefeyyüz'ün bulunduğu Gedikpaşa yokuşuna doğru yöneldim, tekrar okulun yolunu tuttum. Bundan sonra artık bir tiyatro tutkunu olarak tek başıma yaşayacaktım. 1910 30 Temmuz"da Erenköy'de Burhanettin Kumpayasında Conan Doyle romanında P. Decourcellein sahneye uyarladığı Sher- lock Holmes oyununda daha önce arkadaşı Selahattin'in oynadığı Bob rolüyle sahneye ilk adımını attı Reşat Rıdvan ve Burhanettin (Tepsi)beylerin Sahnei Milliye-i Osmaniye adı altında Beyoğlundaki Odeon Tiyatrosunda oynadıkları şu yapıtlarla rol aldı Pierre Berton Napolyon Bonapart (Barral) rolünde Lorya Bey Dreyfus (Subay rolünde)Shakespeare Othello (Roderigo rolünde Chueca-Valverde, La Grande Via (Compererolünde Namık Kemal Gülnihal (Zeynel rolünde Hüseyin Rahmi Mürebbiye (Küçük Bey rolünde Özel bir topluluğun yine Odeon tiyatrosunda sahnelediği Shakespearenin Hamletinde de Laertesi oynadı 1911 Döneminin ünlü oyuncusu Vahram Papazyaının ve İstanbul'a gelen Fransız tiyatro toğluluklarının etkisiyle görgüsünü geliştirmek amacıyla Paris'e gitti. (bazı kaynaklar ise karıştığı bir siyasi olay nedeniyle sınırdışı edilince Fransa;ya gitti. Paris konservatuvarına tüm uğraşmalarına karşın giremedi, ancak oradaki tiyatrolar ve sinema stüdyolarında gözlemler yaptı.)Paris'e geldiği ilk Aksam Comedie-Française-de büyük Fransız oyuncusu Mounet-Sully"nin hiçbir oyununu kaçırmadı. Her gece tiyatro dönüşü, izlediği oyundaki rolleri ve oyuncuların makyajlarını, Quartier-Latin'de kaldığı küçük bir otelin çatı katındaki odasında baştan yaratmaya çalıştı. PARİS GÜNLERİNİN DERSLERİ Paris'e yaptığı bu ilk gezi, zor koşullar içinde yaşayan genç Muhsin Ertuğrul için olağanüstü güç olmuştu. Üstünde çok az para bulunan sanatçı, o nedenle çoğu günlerini aç olarak geçirmişti. Öyle ki, Ertuğrul Paris'teyken "iki kez intahar etmeyi" düşünmüştü. Muhsin Ertuğrul bu konuda şunları ekler: -"Paris'e ilk gidişimde parasızdım, kuru ekmek yiyerek yaşıyordum. Kestane yemek bir ziyafet oluyordu benim için. Ama dönemezdim; yapmak istediğimi yapmalıydım; tiyatro görmeliydim, tiyatro öğrenmeliydim. O sıralarda ümitsizliğe kapıldığım oldu. Birkaç defa Seine Nehri kıyısına gittim; intihar etmek için. iyi ki etmemişim" Muhsin Ertuğrul, sonraki yıllarda yapıtlarını tanıyacağı Sovyet yazarı Leonid Andreyev'i neden o kadar sevdiğini açıklarken de, intihar sorunu üstüne bir açıklamada daha bulunur: -"Andreyev aç kalmış, intihar etmeye karar vermiş. Odasına gelmiş; bakmış bir pantalonu daha var. 'Satılabilecek bir pantolonu olan intihar eder mi? demiş, vazgeçmiş" YARIN KIYAMETİN KOPACAĞI KESİNLİKLE BİLSEM BİLE BU GÜN BİR ELMA AĞACI DİKERİM. Muhsin Ertuğrul İlk kez bir tiyatro oyunu yazmayı da aynı 1911 yılında denediğini belirten Muhsin Ertuğrul, bu konuda şunları söyler: -"İntihar adında bir piyese başladım 1911'de. Hikaye de yazdım. Ertesi gün okuyunca tahammül edemedim yazdıklarıma. Çok bayağı şeylerdi." HER ŞEYI TIYATRO OLAN BIR AVUÇ GENÇ Paris dönüşümde, acemiliğin verdiği cesaretle birkaç arkadaş birleşip bir özel topluluk kurmaya kalktık ve adını da Ertuğrul Muhsin ve arkadaşları koyduk. Topluluğunun başını, Mınakyan Efendi'nin Osmanlı Dram Kumpanyası'nda suflörlükle tiyatro yaşamına başlayan Cemal Bey çekiyordu.Ayda Hanım'la evli olan Cemal,yönetim işlerinden anlıyordu.Üstelik,oyuncu olmadığı için organizasyonla uğraşacak zamanı da vardı. Toplulukta Behzat'la Galip ve Sara Mannik'le Ayda Hanım'dan başka genç gönüllüler de çalışıyorlardı. Piyes seçme işine Müfit Ratip'e bıraktım.Onun seçiş zevkine güveniyordum.Üstelik, oyunu Türkçe'ye çevireceğini ve bundan hiçbir maddesel çıkar beklemediğini de biliyordum. Gerçekten, bir birkaç oyun üstünde tartıştıktan sonra, Henri Bernstin'in La Griffe (Pençe)adli oyununu uygun bulduk. Yaşlı oyuncusu Bulunmayan Topluluk Kadro bakımından da topluluğumuzdaki oyuncu sayısı yeterliydi.Ancak, hepimiz çok genç olduğumuzdan başrol için gerekli yaşlı aktör aramızda yoktu.Tiyatroda oldum olası karakter rollerine heves duyduğumdan, bu yaşlı role yine adaylığımı koydum .Siyasal bir partinin başkanı , aynı zamanda parti organı gazetenin baş yazarlığını yapan, piyesin sonuna doğru başkanlığa da yükselecek olan Achille Cortelon rolünü üslendim.Oyunun konusu, yaşlı bir politikacının , genç ve görmemiş bir kızla evlenerek lüks bir yaşam sürdürmek için çıkar çevrelerine kayması ve sonunda genç karısının partideki rakibini sevmesi , bir gensoru önergesi ne yüzden yaşlı başkanın aklını yitirmesiyle biten , politik yanı ağır bir sosyal durumu içeriyordu. Tiyatro yönü güçlü , insancıl duyguları iyi işlenmiş bir töre ve karakter incelemesi (etude de moers) niteliğini taşıyan piyes,seyirci katında da çok ilgiyle karşılandı.Yirmi yaşındaki bir aktörün,yaşlanmak için ne kadar makyaj ustalığı yaparsa yapsın ve oyun için ne kadar çalışırsa çalışsın,yaşın verdiği olguluğa erişemediğini;altından çıkan genç ve diri bir varlığın, olayları inandırıcı olmaktan alıkoyduğunu duyuyordum. Ferah mevsimine başladığımız zaman elimizde, önceden hazırlanmış bir oyun dağarcığı yoktu. Sanat işlerini ben yüklendiğim için bu topluluğa özgü bir seçim düşünüyordum. Ramazan yaklaştıkça, yapıtları seçme ve hazırlama çalışmaları üstünde kafa yormak gerekiyordu. Dar bir kadromuz vardı. Arkadaşlarımız paranın yüzüne tükürmüş, sanata varlıklarını adamış, sözcüğün tam anlamıyla idealist sanatçılardı. Dar bir kadro; sonra ne kadar süreyle sığınacağımız belli olmayan bir Ferah Tiyatrosu! Bütün güvencemiz kendi gücümüzdü. Aramızda ortak bir yön var: Hepimiz oyuncuyuz. Bunun dışında hepimizin bir görevi var: Herkes ağır bir sorumluluk altında, üstüne aldığı işi başarıyor.! Toplulukta baş, kıç diye bir şey yok. Hiç Oynanmamış Yapıtlar Dağarcığa seçilecek piyesler için de şöyle bir çizgi çekmeyi düşünmüştüm: O güne kadar Türk sahnesine girmemiş bulunan uluslararası tiyatro yapıtlarından karışık örnekler vermek. Bir Andreyev'den, biri Tolstoy'dan olmak üzere iki Rus, İki Moliére, bir Shakespeare, bir Norveç, bir İsveç, bir Danimarka, bir Macar, bir Alman, beş Fransız ve dört Türk oyunu O güne kadar Türk Tiyatrosu genellikle Fransız tiyatrosunun duygusal komedileriyle, gülünç vodvilleriyle beslenmişti. Avrupa'da çıraklık yıllarımın da etkisiyle Türk seyircisine birazda başka ulusların kalbur üstü yapıtlarını tanıtmak istiyordum: ama bu oyunların hiçbiri o güne kadar Türkçe'ye çevrilmiş değildi. Şu halde yapılması gereken ilk şey, oynatmayı tasarladığımız oyunların çevirilerini sağlamaktı. Çeviriler Nasıl Yapılıyordu? Elde edilen gelir, bir çeviriye yetecek kadar olmadığı için çeviri işide bize kalmıştı. Sahne katında en küçük oda benimki. Tek bir kişinin güçlükle kımıldayacağı kadar küçük. Burayı yalnız makyaj odası diye değil, provam olmadığı saatlerde, piyes çevirmek için çalışma odası biçiminde de kullanıyorum. Odanın içinde iki kişi olunca kapı açılıp kapanmıyor.. Gösteriler arasında metinleri Almanca olanları ben, Fransızca olanlarıda Galip Arcan üstüne aldı. Bir yanda oyun oynarken, öte yandan da onları boş bulduğumuz gecelerde çevirmeye koyulduk. Sıkı bir çalışmayla , bir yapıtın çevirisi, on günün gece yarısına sığıyordu. Gece Yarıları M.Ertuğrul ve Muammer Karaca Gece yarısından sonra suyu çekilmiş bir değirmene benzeyen, seyircisiz, oyuncusuz kalmış bir tiyatronun küçücük sahne odasında çalışmanın büyülü bir zevki vardı. Sanki bütün gün prova yapan, akşam oyun oynayarak gece yarısına kadar yorgun düşen sanki siz değilmişsiniz gibi, yeni bir uğraşa dipdiri sarılıyorsunuz ve kalem,büyük boy kağıtlar üstünde izler bırakarak kayıyor. Bu büyük boy kağıtlardaki yazılar, Muammer tarafından hemen temiz bir deftere mürekkeple yeniden yazılıyordu. Hazır olanları da sahne defterine geçiriyorduk. Muammer o yıl aramıza yeni katılmıştı.Kendisine henüz sahne üstünde rol verilmediği için sahne gerisinde yararlı oluyordu. Kış geceleri boş tiyatronun Okmeydanı gibi rüzgar üfüren yüzü gözü atkılarla sarılı, bacakları beylik bir battaniye, sırtı paltoyla örtülü bu genç, sabaha kadar bir oyunun birinci perdesini böyle temize çekecektir. Ara sıra üşüyen elinin buz kesmiş parmaklarını hohlayarak ısıtacak, sonra yine yazmaya koyulacaktır. Odama bir ayaklı elektrikli ısıtıcı koyduğum için soğuktan pek o kadar yakınmam yoktu. Böylece yapıtları çevirmeye giriştik ve Ramazan tiyatro mevsimi boyunca bu çalışmayı yürüttük. FERAH TİYATROSUNDA NELER OYNANDI? Tolstoy'un Kreutzer Sonat oyununu Türkçeye çevirdim.Oyun kişileri bakımından da bizim oyuncu kadromuza uygun düşüyordu. Kreutzer Sonat'ı, Bir Macera adıyla çevirdim. Tolstoy'un La Puissance des Tenébres oyununu da ağabeyim Dr. Rasih, Almanca'dan Karanlığın Kudreti adıyla çevirdi. Benim payıma, ayrıca, Hans Müller'in Die Flamme (Renkli Fener), Leonid Andreyev'in Der Gedanke (Düşünce) ve İbsen'in Bir Halk Düşmanı, A.Strindberg'in Cehennem (Baba) yapıtları düşmüştü. Andreyev'in yapıtını İhtililal adılayla oynamıştık. Galip Arcan ise Fransızca'dan Charles Méré'nin Vertige (Humma), Danimarkalı yazar Karen Branson'un Professeur Klenow (Yaradan, Seni Affettim), Emile Erkmann ve Alexsandre Chatrian'ın birlikte yazdıkları L'Ami Fritz (Bekar Ali Bey), Birabeau-Dolley ikilisinin yazdıkları La Fleur d'Oranger (Sırat Köprüsü) ve Melcihor Lengyel adlı Macar yazarının Le Typon (Tayfun) adlı oyunlarını Türkçeye kazanmıştır. Mahmut Yesari de G.Feydau'nun 1+1=1'ini Türkçeye uyarladı. Bu arda A.Vefik Paşa'nın Moliére'den uyarladığı L'Avare (Azarya) ile Georges Dandin (Yorkgaki Dandini) gibi iki Fransız kalsiğini ve Shakespeare'in Othello'sunu dağarımıza ekledik. Kemal Ragıp'da A.Dumas Fils'in Kamelyalı Kadın'ını çevirmişti.Ayrıca, ait Derviş'in uyarladığı Arkadaş, Reşat Nuri'nin uyarladığı Kızıl Şenlik ve Romain Roland'ın Danton'u sahnelenmişti. Faruk Nafiz'den Vedat Nedim'e Aynı yıl, Faruk Nafız'ın Canavar, Vedat Nedim'in ilk piyesi olan İşsizler, Sermet Muhtar'ın Duvar Aslanı, Vedat Örfi'nin Vefaen Ferağ, Münire Eyüb'ün Kaşif Efendi, Saibe İbrahim Necmi'nin Ölümden Sonra ve Osman Cemal'in İstanbul Revüsü adlı yapıtlarını da oynadık. Bu oyunlar Türk tiyatrosunda o güne kadar el uzatılmamış diyarların başyapıtlarıydı.Amacımız, alışılmış oyunların dışına çıkarak, Türk sahnesine içerikleri daha özlü yapıtları sunmaktı. KİŞİSEL SORUNLARIN GİRMEDİĞİ SAHNE Tiyatroya ne ailemizin, ne de kendimizin kişisel sorunları girebiliyordu. Bütün konuşmalarımızı çıkaracağımız yeni oyunun daha iyi, daha kusursuz, daha olgun bir biçimde gerçekleştirilmesini sağlayacak yolları araştırmak üstüneydi.Çalışmayı aksatacak, genel sanat havasına ters düşen hiçbir sorun gelmedi ortaya. Aramızda da tiyatrodan, oyunlardan ayrı özel bir konu olmadı. Cumhuriyet'in Yeni Ufuklarında. Böylece Cumhuriyet'in ilk yıllarında Türk tiyatrosu yeni ufuklara yöneliyor, yeni yeni yapıtları ve konuları sahneye çıkararak, Türk seyircisinin görüş açısını genişletmek yoluna giriyordu. Oyunların dekorlarını bile kendimiz yapıyorduk. Öyle diyebilirim ki, dünyanın hiçbir yerinde böylesine birbirine kenetlenmiş bir topluluk, böylesine insanüstü çalışmayla tiyatro tarihinde adıyla anılan dönem gibi bir ortamı kolay yaratmamıştır. 1912 Türkiye'ye döndükten sonra, 29 Şubat'ta İstanbul'da ilk kez sahneye konulan Paul Hyacinthe Loyson'un Müçtehi (L'Apôtre) oyununda Octave Baudouin rolünü oynadı. 6 Mayıs'ta Ertuğrul Muhsin ve Arkadaşları topluluğu adına Ertuğrul ilk kez Hamlet'i yönetip oynadı ve olumlu eleştiriler aldı. 1913 Kemal Emin (Bara), İ. Galip (Arcan), Behzat Hâki (Butâk) gibi sanatçıların da içinde bulunduğu bir topluluk oluşturarak bu kez Brieux'nün Simone (Edouard de Sergeac rolünde), P. Autier'nin Fener Bekçileri ve Mark Twain'in Şikago Çiftçisi adlı oyunlarını yönetti. Bu topluluk Bursa'ya düzenlediği turnede Millet Tiyatrosu adıyla; Türk Ocağı'nda gösteriler verirken ise Yeni Turan Temsil Heyeti adı altında çalışmasını sürdürdü. Şehzadebaşı'nda bir sinema salonu kiralayarak, Ertuğrul Sineması'nı açtı. Burara hem film gösterdi hem de oyunlar oynadı. Sinemada Donanma Cemiyeti yararına oynadığı tek bölümlük oyunlar, Georges Feydau'nun Canım, Böyle Çırılçıplak Dolaşma (Ventroux rolünde), Karanlıklar İçinde Buse (Henri dupley rolünde) ve Fener Bekçileri'nden bir uyarlama olan Vazife Uğruna (Rıza Rolünde) adlı yapıtlardı. Yeniden Paris'e gitti. Thêâtre Antoine'da Lugnê-Poe'nun sahnelediği ve Suzanne Desprês'nin oynadığı Hamlet'in provalarını izledi. Yıllar boyunca ciltler dolduracak tiyatro yazılarının ilkini, söz konusu Hamlet gösterisi nedeniyle Şehbal dergisinde yayınladı. Ayrıca, Jacques Copeau'nun Viex Colombier ve Antoine'ın Odêon tiyatrosundaki çalışmalarını yakından izledi. Sarah Bernhardt, Rêjane ve Guitry gibi sanatçıların, ünlü Rus Balesi'nin gösterilerinde bulundu 1914 Paris dönüşü Ertuğrul Muhsin ve arkadaşları adını taşıyan bir topluluk kuran Ertuğrul'un yanında Behzat Haki İ. Galip Müfit Ratıp Sara Mannik tiyatronun yönetsel işleriyle uğraşan Cemal Bey ve eşi Ayda Hanım ilre bazı genç yetenekler vardı Müfit Ratıp oynanacak yapıtların seçimini üstlenmişti ilk oyun Henri Bernste-in"in La Griffe (pençe)adlı yapıtıydı :Ertuğrul oyunu Fahişe adıyla sahneledi ve Achille Cortelon rolünü üstlendi Oyunun İlk gösterisi Kadıköy'deki Hale sinemasında verildi. Çok beğenilince, Osman Bey Ortaköy, Üsküdar,Büyükada ve Şehzade Başı gibi Bütün semt Tiyatrolarında oynandı ikinci oyun olarak, Eugene Brieux,nün le Berceau adlı yapıtını M. Ertuğrul Büyük hata adıyla Türkçe'ye uyarladı ve sahneledi topluluk dağılınca Burhanettin Bey ile H. levadan"ın servir (Silah başında) oyununda M .Ertuğrul Teğmen Eulin rolünü oynadı İstanbul belediye başkanı DR Cemil Topuzlunun Darül bedai-iOsmaninin kurulması için görevlendirdiği Reşat Rıdvan Beyin çalışmalarına Ertuğrul da katıldı. 14 Temmuzda Darül Bedainin Açtığı eleme sınavlarına M Ertuğrul Hamletten bir parçayla girdi ve iyi bir notla sınavı kazandı giderek tiyatro bölümünde yardımcı Öğretmenliğe atandı 4 Ağustos da 1. Dünya savaşının çıkması ve Osmanlı imparatorluğunun Fransa karşısında yer almasıyla, Antoine Ülkesine geri dönmek zorunda kaldı. İSTANBUL BELEDİYE BAŞKANI Dr. CEMİL TOPUZLU İLK ÖDENEKLİ TİYATROYU KURUYOR. "İstanbul'dan birkaç barakadan başka ne bir tiyatro binamız ve ne de sahneye çıkabilecek bir artistimiz yoktu. Bundan dolayı pek çok üzülüyordum. Sultanahmet Meydanı'nda bir tiyatro ve bir de Şehremaneti (Belediye) binası yapılmak üzere Şehremaneti Heyet-i Fenniye Müşaviri Mösyö Orik'e (M.Auric)bir proje hazırlattım. Diğer taraftan aktör ve aktris yetiştirmek üzere, pek çok tanınmış Fransız artistlerinden Paris'teki Odeon Tiyatrosu müdürü Müsyo Atuman'ı (M. Antoine) İstanbul 'a çağırarak Şehzadebaşı'nda Letafet Apartmanı'nda te'sis eylediğim ve Darülbedayi ismini verdiğim Tiyatro Mektebi'nin Müdüriyet'ine ta'yin ettim." ÖDENEKLİ TİYATRODA HAFİF OYUNLAR MI, AĞIRBAŞLI YAPITLAR MI? Aslına bakılırsa, Darülbedayi topluluğu içinde huysuzluk, baş kaldırılıcılık eden bir ben vardım Ara sıra oyunbozanlık edişimin başlıca nedeni, oynanmak üzere seçilen Fransız sahnesinin hafif bulvar komedilerinin Türkçe'ye uyarlanmış kötü örneklerini kapsayan repertuarımızdı. repertuar konusunda şöyle diyordum: -yeni kurulmuş ve Belediye'den denek alan bir yarı kamusal kuruluş olan Darülbedayi'de adi vodvillere öncelik tanımamalı, seyirciye bir şeyler veren ciddi yapıtlar oynanmalıdır Edebi Kurul ise, şu kanıdaydı: -< 1915 3 Ocak da çıkan Darül Bedai yönetmeliğinin 29. uyarınca Muhsin Ertuğrul Darül bedai kadrosuna sekiz lira aylıkla alındı 13 Ocak ta Ertuğrul un da katkılarıyla düzenlenen Darülbedayi-nin ilk uygulama gösterisinde şiirler okundu şan konseri verildi Mınakyan Efendi nin denetiminde Ziya Kegam Agavni ve Vehanuş-un oynadıkları Altı Aydan Beri adlı tek bölümlük bir oyun sunuldu 1916 20 Ocakta Darülbedayi"nin ilk oyunu olarak sahnelenen Emile Fabre"dan Hüseyin Suat"ın Çürük Temel adıyla uyarladığı La Mai-son d Argile adlı yapıtlara Ertuğrul başrolü oynadı ve başarısı nedeniyle uzun süre övüldü 14 Mart"ta Darül-bedai de para sıkıntısı baş gösterdi ve Müzik Bölümü kapatıldı 20 Mayıs"ta Darülbedayi"nin ikinci oyun olarak sunduğu ibnurrefik Ahmet Nurinin Hisse"i Şayia adıyla Daniel Richeden uyarladıgı LE Pretexte"te Suudi rolünde sahneye çıktı ve ilk oyundaki başarısını bastırdı kurumdaki geçimsizliklere ve karışıklara dayanamayarak tiyatro alanında görgüsünü arttırmak için Haziranda Darülbedayi yönetiminde izin alarak. Berline gitti Gündüzleri film sütüdyolarında çalışırken geceleri Max Reinhardtın izniyle Deutsches Theaterde Viktor Barnowskynin izniyle Lessing-Thearterde Geheimrat Winterin izniyle de Kraliyet Tiyatrosunda Provaları izledi. Sinema yönetmenliği Emil Albes ve ünlü oyuncusu Albert Basser-mann ile tanıştı Yönetmen Harry Lambrez-Paulsenin Karl Backer sachs ile çevirdiği bir komedi filminde yönetmenin yardımıyla küçük bir rol aldı Aynı yönetmen başrolünü Magda Magdalenanın oynadığı karanlıkta ışık (Das Licht in der Nacht)filminde ona daha uzunca bir rol verdi Sinema dünyasında girip başka yönetmen ve oyuncularda tanıştıktan sonra Ertuğrul çeşitli filmlerde oynadı. GÜNLÜK YAŞAMI SÜRDÜREBILMEK AMACIYLA FILM ÇALIŞMALARI BERLİN'de tiyatro yaşamını daha iyi tanıyabilmek için kalış süremin uzatılması amacıyla Darülbedayi'nin Tiyatro Yönetim Kurulu Başkanlığı'na Yaptığım öneri kabul olunmayınca, başımın çlaresine bakmak üzere bir yol aramak gerekiyordu. Yabancı olduğum Berlin'de ne gibi bir iş yapabilirdim? Pansiyon aylığımı verecek kadar bir parayı hangi kaynaktan sağlayabilirdim? Onu düşünmek, o yolda öteye beriye başvurmak zorundaydım. Öyle bir iş bulmam gerekiyordu ki, öğleden önceki provalara ve gece oyunlarına gitmeye vakit ayırabileyim. Aksi takdirde, Berlin'de de oturmayı uzatmak, hem de sıkıntı pahasına açlığa katlanmakta bir anlamı olmazdı. İşte tam o sıralarda pansiyon komşum Frau Wilke'ye, <> açıkladım. Almanya'da İlk Sinema Oyunculukları Rejisör Albes'le Çevrilen Filmler Günün birinde Frau Wilke , film rejisörü Emil Albe'i davet ederek ,bizlere bir kahve şöleni vedi. Birimci dünya Savaşı sırasında Almanya 'da kahve diye bir kara su içilirdi.Ne olduğunu kimsenin bilmediği bir siyah su ! Ama , onu da bulmak büyük bir nimetti. Emil Albes 'le tanıştık. Bana yardim edeceğine ,çevirdiği filmlerde ilk fırsatta rol sağlayacağına söz verdi. Gerçekten , çok geçmeden Karl Backersachs ve Harry Lambrez-Paulsen'le çevirdigi bir komedi filminde bana rol sağladı .Böylelikle ilk kez Alman sinema dünyasına da katilmiş oldum. O akşam bana40 mark verdiler. Demek oluyor ki, ayda 5 gün sinemada iş bulacak olursam, bir aylik geçimim sağlanacak. Çok geçmeden yine o rejisör, o zamanın en güzel yıldızlarından biri olan Magda Magdalena ile çevirdiği Das Liçht In der Nacht (Karanlıkta Işık) filminde bana uzunca bir rol verdi. Bu rolde de dışarıda, hem içeride çalışma günlerim vardı. O dönemlerde özellikle erkek eleman kıtlığında, sinema guruplarının makyaj yapmak için friseur makyajçıları yoktu. Ben de kendi makyajımı kendim yaptım. Rejisörün karşısına gittim, onayını aldım. Film çevrilmeye başlandı. Film de rolü olan erkek, kadın sanatçılarının sonradan anlattıklarına da göre, her oynadıkları yeni filmin rejisörlerine benden söz ederek hakkımda iyi tanıklık ediyorlarmış. Beş gün süren bu rol için de bana 500 Mark ödedi, Yemek, yatmak için Kaiserallee' deki Pansiyon Marzahn'a ayda 200 mark veriyordum. Beş günlük çalışmam, demek, iki aylık geçimimi sağlayabilecekti. Yeni Filmler, Tiyatrocu Dostlar İlk filmimin rejisörü, ondan sonra çevirdiği bütün filmlerde bana rol verdi. Kısa sürede film dünyasında birçok yapımcılarla, günün başrol oynayan birçok yıldızlarıyla tanıştım. Bir rejisör başka bir yönetmene, her yıldız kendi rejisörüne benden söz ediyor; böylelikle hemen hemen bütün film stüdyolarına girmek, çalışmak olanağını buluyordum. Artık Berlin'de kalıp da tiyatro çalışmalarımı sürdürmek benim için hiç zor değildi. Pansiyonumun telefonu, aralıksız yeni rol için çağıran yapımcıların bıraktıkları haberlerle işliyordu. Geçim parası bir sorun olmaktan çıkmıştı. Yeni yeni rejisörlerden çağrılar alarak birçok filmlerde küçük roller oynamaya başladım. böylelikle de pansiyon parasını sağlıyordum; hatta üstelik cep harçlığı da kalıyordu. İşin en önemli yanı, filmde tanıştığım bütün sanatçılar beni kendi tiyatrolarına çağırıyorlardı. Düzenli biçimde izlediğim Krallık Tiyatrosu'ndan ve Lessing-Theater'den başka, öteki tiyatroları da tanımak, sanatçılarıyla tanışma fırsatı çıkıyordu. Aralık ayında İstanbul'a döndü 1917 25 Ocak ta Robert de Fleurs-G.A Caillavetinin Labelle Aventure adlı yapıtında Tahsin Nahit in uyarladığı bir çiçek iki böcek güldürüsünü Darül-bedayi de sahneledi ve Büyük baba rolünü oynadı ,2 Mart ta Darül-bedayinin sahnelediği ilk yerli oyun olan Halit Fahri Ozan Soyun Baykuş Adlı manzum dramının gösterisi gerçekleştirildi sanatçı bu oyunu hem sahneledi hem de İhtiyar Köylü rolünü oynadı deneyimi oyun düzeni ve başarısı göz önüne alınarak sanatçıya iki lira zam yapılarak Aylığı 12 liraya çıkarıldı 26 Haziranda Henri Kıstemaeckers den Muhsin Ertuğrul'un uçurum adıyla uyarladığı ve birinci perdesini yeni baştan yazdığı La Flambeenin ilk temsili verildi oyunu yöneten ve başrolünü üstlenen Ertuğrul o sırada Boğazlar genel komutanlığında askerlik görevini yapmaktaydı Temmuzda izin alan sanatçı Ağustos ayında yine Berlin"e gitti. SAVAŞ ORTASINDA BERLIN.. BALKAN EKSPRES'i İstanbul'dan hareketinden iki buçuk gün sonra, akşam karanlığında Berlin'in Zoo İstasyonu'nda durduğu zaman, Pertev Şevki bir arkadaşıyla birlikte beni ve Tauenzienstrasse'deki pansiyonlarında hazırladıkları odaya götürüyordu. Küçük bir sofraya oturmuştuk. Savaş yıllarının yoksulluğu Berlin'i de kasıp kavurmaya başlamıştı.Her şey kısıtlı bir ölçüye binmişti. iki dilim ekmek yemeğe kimsenin hakki yoktu. Geçim sınırlanmıştı. Giyimde öyle. iki çift çorap alınamıyordu.Her şey hesaplıydı, ve bu durum, ilk oturduğum arkadaş sofrasında bile bir bakışta gözüküyordu. Yenildi içildi, uyundu. ALMANYA'DA NELER YAPABİLİRDİM? Ertesi gün Türk sefarethanesi'nde Müsteşar Ethem Menemenci'nin ziyaretine gidildi. Müsteşar Ethem Bey'e, geliş nedenim anlatildi. Önümde üç yol var: Biri Krallık Tiyatrosu'nda öteki ünlü Reinhardt Tiyatrosu'nda, sonuncusu ise Lessing Tiyatrosu'nda Bunlar arasında bir seçim yapabilmem için önce tiyatroların özelliklerini yakından tanımam gerek. Seçiş sırasında iki ayrı ölçüyü göz önüne bulundurmak gerekiyordu: Biri, kendimi en yararlı tarzda yetiştirmek,yani iyi bir aktör, iyi rejisör olmak. Öteki de tiyatroların yönetim ve teknik sorunlarını inceleyerek, Türkiye'ye dönünce bir tiyatro'yu hem teknik, hem de yönetim açısından çekip çevirebilmek.. Bunları bana sağlayacak tek bir tiyatro bulursam, ona sarılacaktım. Şayet bu olanakları ayrı ayrı tiyatrolarda bulursam, o zaman ikiye, üçe bölünmem zorunlu olacaktı. Asker Aktörler , Üniformalı Teknisyenler. 1916'da Birinci Dünya Savaşı başlayalı iki yılı geçmişti. Bu arada, birçok genç yetenek, sınırlarda askerlik yapmakta. Alman tiyatroları, askerden ancak gereksinimleri için izin alınarak, mesleklerinde çalışmasına fırsat verilen aktörlere perdelerini açabiliyorlar.Hatta, sahne işçilerinin hemen tümü askeri üniforma taşıyor. Aktörler ve bazan yöneticiler arasında da subay , er elbiseli birçok insan görülüyor.Alman Krallık Tiyatrosu'nun sahne arkası , hemen hemen bir kışla gibi. Berlin'de tiyatro yaşamını şöylece üstünkörü bir kavramak için , oynanan piyesleri izleyerek bir karara varmak gerekiyordu. Berlin'de ilk hafta boyunca tiyatro dolaşma , arka arkaya piyesler görmek gerekliydi. Genellikle ilk izlenimim şöyle oldu: O zamana kadar yalnız Paris tiyatrolarını izlemiş bir kişi olarak , önümde açılan yeni ufukta sanat ve sanatçı bakımından da değerleri yüksek yapıtlarla karşılaşıyordum. Karşılaştırmak gerekirse , kamusal tiyatrolar arsında Paris'in Comédi -Française 'ine karşılık, Berlin'deki Könighlice schauspielhaus daha bir üstünlük kazanıyordu. Bir kez, sahne tekniği, Fransa'yla hiçbir biçimde karşılaştırılamayacak ölçüde ilerlemişti. Oyunculara gelince, onların arasında da erişilemeyecek değerde büyük sanatçılar vardı. ATLANTİK OKYANUSU'NDAN NEW YORK'A. NEW YORK, NEW YORK York Oteli'nin geniş yatağında yatıyorum. Mezar gibi gemi ranzasında ve trende birbirine geçen bedenimin rahatladığını duyuyorum. Oysa uyuyabilmek olanaksız. İçim içime sığmıyor. Yıllardır bir hastalık gibi içimi kemiren büyük bir özlemime daha kavuştuğumu, bütün tasarladıklarımın sonunda gerçekleştiğini görüyorum. New York'ta Ne Çok İnsan Var Kalın perdelerin arasından sızan gün ışığı beni uyandırdı. Tuhaf bir görünüm. Aşağıda bücür insanlar yürüyor; oyuncak gibi otomobiller gelip geçiyor. Sokak çok kalabalık.Burada ne çok insan var. Sonra düşünüyorum, burası New York.Aşağıdaki kalabalığa bakarken insanın başı dönüyor, ya o karşıdaki, yüksek yapılar, insan kafası ve insan kolunun diktiği sıra sıra anıtlar Bu izlemeye doyulmaz görünümü ister istemez bıraktım; giyinmek, sokağa çıkmak, halkın arasına karışmak gerek. Görkemli Çevreyi Yaratan ! Yoğun bir insan selinin akıp gittiği yaya kaldırımında bir damlayım şimdi. Bu kitleyle birlikte uzun süre New York sokaklarında gezdim. New York genelde demir ve betondan bir kent; Bir kent değil bir ülke! Bitmek tükenmek bilmeyen işlek sokaklar, çelikten köprüler, görkemli yapılar. Üstünde görünen bu, altında da yine öyle; Kat kat ucu bucağı belli olmayan yeraltı yolları. Bence aşağıda ve yukarıda gördüklerimiz New York ya da Amerika değildir. Asıl Amerika, bu çelikten uygarlığı kuran kafadır. Bu geniş, kaskatı demirden, sinirleri çelikten güçlü vücudun bir kafası olmalı. Bu kafa nerede? Onu gördüğüm gün, Amerika'yı tanımış olacağım. Bu kafa okullarda mı, Bankalarda mı, yoksa fabrikalarda mı? Jannings'in Günah Sokağı ve Haftalık Geliri Düşüne düşüne, çevreyi seyrede ede sonunda Paramount'un koca binası önüne gelmişim. Bu iri yapının alt katı büyük bir sinema salonu olarak yapılmıştı;olağanüstü donatılmış bir girişi vardı. Önde ve girişte Emil Jannings'in doğal boyunda bilmem kaç kat büyüklüğünde resimleri asılı. Amerika'da büyük ün kazanan ve çok sevilen bu Alman sanatçının, İsveç'li rejisör Mauritz Stiller'in Paramount kuruluşu adına 1927'de yaptığı Günah Sokağı (The Street of Sins) adlı filmi oynuyordu. Bu görünüm bana sekiz yıl öncesini hatırlattı. O zamanlar yönetmen Robert Wiene 'nin Dr. Caligari'nin Odası (Das Kabinetti des Dr. Caligari1919) adlı ünlü Alman filmini Amerika'da göstermemek için düzenlenen düşmanca gösterileri düşündüm. Çıkarcıların yaptıkları yurtseverlik adı altında yaptıkları o protestolar, tanınmış Amerikan yazarı Upton Sinclair'e Bana Dülger Derler (They Call Me Carpenter-1922) adlı romanını esinletmişti. Bu rezaletten yalnız o kaldı. Ey çıkar; sen insanların burnuna halka, zincir takan, onları maymun gibi oynatan bir çingenesin! Bir Alman sanatçı giderek Amerika dünyasının gözbebeği olmuştu. Şimdiye kadar hiçbir oyuncuya nasip olamayan haftada sekiz bin dolar yani 16bin Türk Lirası gibi bir gelire kavuşmuştu. AMERİKAN SİNEMASI VE HOLLYWOOD KENT BÜYÜKLÜĞÜNDEKİ "UNIVERSAL" Hollywood'da gezdiğim, gördüğüm sinema kuruluşları arasında, öncelikle izlenmesi gereken en büyük kurum Universal'dı.Universal'ın başkanı Carl Laemmle, Amerika ve Avrupa sinema endüstrisinin, sayılır; büyük küçük herkes ona "Laemmle Amca" derdi. Universal film yapım kuruluşu, o dönemde Amerikan sinemacılığının gerçek yüzünü, çizgilerini taşıyan başlıca kurumdu.Bir aralar sesiz sinemacılıkta moda olan sekiz hafta boyunca gösterilen, kırk beş serilik Amerikan dramlarıyla kovboy ve kızıl derili filmleri, bin bir serüvenli, heyecanlı sinema destanları, hep bu stüdyoların ürünüdür. Ne var ki gerek sinemadaki ilerlemeye katılmak, gerekse Avrupa piyasasına hoş görünmek ve yeni sanat beğenilerine uymak için Universal filmlerine ayrı bir çeşni vermek zorunda kalmıştı. Universal'da eski serüven, kovboy, kahramanlık filmleriyle birlikte, çağdaş komediler, tarihsel filmler, smokinli, fraklı dramlar da yapılıyordu. Avrupa'ya Dönük Filmler Universal'ın kodaman patronu Laemmle, ticaret ve yönetimde olduğu kadar, siyasette de üstündü. Paramount'un filmleri için Emil Janinngs'i Hollywood'a getirerek Almanya piyasasına olma siyasetine karşılık, Laemmle de Conrad Veidt'i yüksek ücretlerle derhal Universal'a almış ve böylece o da Alman piyasasına zoraki ortak olmuştu.Alman rejisörlerinden Paul Leni de Universal'da çalışıyordu. . 1921;de Darülbedayi;de yönetmen olarak göreve başlayan Ertuğrul, yönetin kurulunun ve diğer birimlerin sanatçılardan oluşması için girişimlerde bulununca, arkadaşlarıyla birlikte Darülbedayi;den çıkarıldı. Bunu üzerine çeşitli filmler çekmeye başladı ve Kurtuluş Savaşı üzerine ilk belgesel sayılan Zafer Yolları adlı filmini gerçekleştirdi. Türk tiyatro tarihinde ;Ferah dönemi; olarak bilinen çalışmalarını Ferah Sinemasında sürdürürken ÖMRÜNÜN SON ANINA KADAR TİYATRO İÇİN SAVAŞAN SANATÇI Darül-bedayi'nin yeni bir Ankara turnesini gerçekleştirdiği 1930 ilkbaharında, bir Nisan akşamı, Cumhurbaşkanı M. Kemal Atatürk'te tiyatroya gelerek oyunu izler. Bunu ardında Muhsin Ertuğrul yaşamı boyunca coşkuyla anımsayacağı eşsiz bir olayı yaşar. Türk tiyatro sanatı ve daha genelde tüm sanatlar ve sanatçılar açısında olay öylesine anlamlıydı ki,Muhsin Ertuğrul o gece aldığı yaratıcı ışığı bütün ömrünce aynı titizlikle, aynı ödünsüz tavırla sürdürmeyi bilecek ve Türk tiyatrosunu başarıdan başarıya götürecekti. Muhsin Ertuğrul, Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk'le karşılaştığı o geceyi aradan 33 yıl geçtikten sonra şöyle anlatacaktı: "Ara sıra arkaya bakmak, geçilen engelleri görmek, sarp yolları ve yorgun argın üstüne oturup dinlendiğimiz aşılan kilometre taşlarını anımsar gibi takvim yıllarını saymak, ne kadar yol aldığımızı, amaca ne kadar yaklaştığımızı, hesaplamak iyi olur.Ancak böylelikle adımları daha sıklaştırmak mı, geri kalan saatleri daha yapılması gereken işlere göre ayarlamak mı gerektiği ortaya çıkar. Bugün 11 Nisan 1963. Şöyle bir otuz üç yıl öncesine dönersek, kendimizi, tiyatro alanında, güçlükle inanacağımız gerçeklerle yüz yüze bulacağız. O günlerde gittikçe eksiliyorduk. Kısa sürede iki yüz hevesliden belki yirmiye inmiştik. Arkadaşların çoğu tiyatrodan çekiliyor; kimi milletvekili, kimi avukat, kimi doktor oluyordu. Sanatın ağır yükü; geçimin katı ve kuru kaynağı sanatçıların ömürlerini törpülüyordu. Çoğumuz hastalanıyor, devrili devriliveriyordu. İşin kötüsü bizden sonraki kuşak tiyatroya aşırı istek duymuyordu. Bütün bunla bizi kara kara düşündürüyordu: Ne yapsak da tiyatronun kaynağını kurutmasak, yeni yeni sanatçılar üretsek diye İlk ağızda yapılacak şeyle şunlardı: Tiyatroyu başıbozukluktan kurtarmak, onu batıda olduğu gibi bir düzene sokmak, sanatçıları aç kalmayacak kadar geçinen onurlu bir topluluk durumunda çalıştırmak İşte bu amaçlarla beşi kadın yirmi kişi Tepebaşı salaşına sığındık. Üç yıldır çizdiğim sıkı program içinde, gece gündüz demeksizin, maden işçileri gibi aylarca gün ışığı görmeden, ciğerlerimize temiz hava çekmeden günde 16 saat çalışıyorduk. Eskiden İstanbul'un tiyatro mevsimi altı aydı. Marttan sonra tiyyatro kapanır, biz de kendimizi Anadolu' ya atardık. Eğitim Bakanı Taray ve Tiyatro Sanatı 1930 yılının Nisan ayındayız. Ankara'da Hamdullah Suphi (Tanrıöver) Bey'in yaptırdığı Yeni Türk Ocağı Tiyatrosu'nu açmaya gittik. Bizden üç gün önce orada Marie Bell Charles Boyer Topluluğu oynamıştı. Hemen arkalarından biz başladık. Repertuarımızda güzel yapıtlar vardı: Hamlet, Mürai, Muhayyel Hasta gibi klasiklerle çağdaş Alman ve Fransız oyunları. . Ankara'dan ayrılacağımız 11Nisan 1930 Cuma günü eski Kar(Sansürlü Kelime)(Sansürlü Kelime)(Sansürlü Kelime)(Sansürlü Kelime)(Sansürlü Kelime)(Sansürlü Kelime)(Sansürlü Kelime)(Sansürlü Kelime) Lokantası'nın özel bir salonunda, Milli Eğitim Bakanı Cemal Hüsnü (Taray) Bey, sanatçılar onuruna bir öğle yemeği düzenledi ve bu arada, bir söylev verdi. Milli Eğitim Bakanı'nın sözleri şunlardı: "Tiyatroyu bu duruma getirinceye kadar kendilerinin katlandıkları sıkıntıyı, çektikleri güçlükleri içimizde bilmeyen yoktur. Bu güçlüklerin tümünü sanatçılarımız, sanatlarına olan aşklarıyla yendiler; bu aşk üstünde hakikaten ısrar etmeliyiz." Resmi kişilerin beylik nutuklarında daha basmakalıp bir laf kalabalığı olamaz. Herkes söylenen o tür sözlerin insanlık duygularından uzak, politikaya dayanan yönlerinden iğrenir. Oysa, Cemal Hüsnü Taray'ın söylevindeki, "Bu aşk üstünde hakikaten ısrar etmeliyiz" sözleri, bizim tiyatro çalışmalarımızı da, özellikle kendi aramızda, her soğuk mizaca açılamaya çalıştığımız bir sevgi serumudur. .. Gazi Mustafa Kemal'le Maramara Köşkü'nde Yemeğin sonuna doğru Mili Eğitim Bakanı'nın telefona çağırdılar. Sofraya döndükleri zaman, Gazi Hazretleri'nin bizi o akşam Marmara Köşkü'nde kabul buyuracaklarını müjdelediler. Eskişehir'e hareket etmek üzereydik geri bıraktık. Marmara Köşkü'nde 11 Nisan 1930 Cuma akşamı Gazi Mustafa Kemal Paşa'nın huzurunda sanatçıların geçirdikleri gece, can çekişen, kısırlaşmaya yüz tutmuş Türk tiyatrosuna yeni bir umut ve ufuk açmıştır. Gazi gibi büyük bir insan bizi yalnız ağırlamak için oraya çağırmaz elbette bize verecek bir emri, söylenecek bir sözü vardır.Okyanus dalgaları gibi ve birbiri arkasından ağır ağır iltifatlardan sonra baş başa kaldığımız zaman, "Siz,"buyurdular,"benim ta ataşe militerlik çağımdan beri memleketimiz de görmeyi candan özlediğim bir hayali gerçekleştirdiniz. Böylesine birbirine bağlı bir sanat topluluğunu kendi imkanlarınızla hazırlatıp bize getirdiniz, gösterdiniz. Şimdi ben, Devlet Reisi olarak size soruyorum: Hükümetten ne gibi bir yardım istersiniz?" O anda Gazi Hazretleri'nin gözlerine baktığım zaman, ülkenin olduğu kadar, tiyatronun da ileri günlerini düşündüm. Geçmişin değil, geleceğin önemini anımsadım. Verimli bir bayraktarı, Büyükada mezarlığına daha yeni gömmüştük; biri de senatoryumlar da tedavi görecekti. Böyle giderse, bir kaç yıl sonra Türk tiyatrosunda sıra sıra mezar taşlarında başka bir şey kalmayacaktı. Beni en çok ilgilendiren, tiyatronun bizden sonraki durumuydu. Onun için benden cevap bekleyen Gazi Mustafa Kemal'e "Bir tiyatro mektebi istiyorum Paşam" diyebildim. O gece Aynı isteğimi İsmet Paşa'ya da söyledim ve Gazi Hazretleri o akşamı şu sözleriyle bitirmişti: "Efendiler Hepiniz meb'us olabilirsiniz, vekil olabilirsiniz, hatta reisicumhur olabilirsiz, fakat sanatkar olamazsınız. Hayatlarını büyük bir sanata vakfeden bu çocukları sevelim!" İsmet Paşa'da tiyatro konusuyla ilgilendi. Ama devlet değirmeni yavaş dönüyor; çoğu zaman da işleri değil kişileri öğütüyor. Adana'ya geldiğimiz zaman Cemal Hüsnü Bey'den o yıl için tiyatro mektebi konusunda hiç bir yardım yapılamayacağını bildiren bir mektup aldım. Darülbedayi'de Tiyatro Meslek Mektebi İş başa düşmüştü. İstanbul Belediye Başkanı Mühittin Üstündağ'ın yardımıyla, 19 Kasım 1930'da Darülbedayi içinde Tiyatro Meslek Mektebi diye, öğretmenlerine on para vermeyen, ama öğrencilerine ellişer lira yol parası sağlatan ama yinede istekli aday bulamayan bir okul açtık.O ara öyle bir toplumda yaşıyorduk ki, tiyatroya dönüp bakmak bile küçüklük sayılıyordu.. İstanbul'daki Tiyatro okulu bir iki sanatçı yetiştirdikten sonra, parasızlık ve ilgisizlik yüzünden kapandı. Ankara'nın tiyatro okulu sözünden de altı yıl bir haber çıkmadı. Prof.Ebert, 1936'da Okul İçin Türkiye'de Sonunda, 1936 Mart'ında Prof. Carl Ebert bir tiyatro okulu açmak için Türkiye'ye geldi. Türk toplumunda tiyatronun yerini bütün gerçekleriyle kavrayamadığı için Ebert'le aramızda bazı düşünce ayrılıkları oluyordu. Buna bir örnek olarak söyleyeyim: Ben öğrencilerin yatılı olmasını, devletin yedirmesini, giydirmesini, cebine harçlık vermesini istediğim zaman Ebert bu öneriyi yadırgıyor; böylelikle sanatçı yetişmeyeceğini söylüyordu. İsteğime uyularak ilk açılan tiyatro bölümü sınavlarına, Ankara ve İstanbul'dan 38 aday girdi. Bunlardan altısı tiyatroya yarayabildi ve en acınacak yönü tek kız aday yoktu. Başlangıç işte böyle oldu. 11 Nisan 1930 akşamı Marmara Köşkü'nde Gazi Mustafa Kemal'in verdiği emirle açılan tiyatro okulunda, Bir Devlet Operası ve Devlet Tiyatrosu çıktı. İSTANBUL ŞEHİR TİYATROSUN'DA M.ERTUĞRUL'UN ATILIMLARI II.Dünya Savaşı'nın sonuna doğru adı giderek İstanbul Şehir Tiyatrosu olarak değişen Darülbedayi'de büyük atılımlar yapmıştır. 1931-1946 yılları arasındaki Şehir Tiyatrosu dönemi, Türk tiyatrosunda yenilikler ve denemeler aşaması olarak nitelendirilebilir.Atılan adımların en önemlilerinden birisi, hiç kuşkusuz, ilk kez Çocuk Tiyatrosu'nun gerçekleştirilmesidir. Çocuk tiyatrosuna dönük çalışmalara 1930'da başlanmış ve 1935/1936 döneminde ilk çocuk oyunu oynanmıştır. M.Ertuğrul'un Darülbedayi aracılığıyla Türk tiyatrosuna getirdiği diğer bir yenilik ise ulusal oyunlar oynanması için gösterdiği özel çabadır. Darülbedayi'nin ilk yıllarından itibaren ülkenin tanınmış yazarlarını tiyatro yapıtı yazmaya yöneltmiş ve modern Türk tiyatrosu yazarlarının da ilk çıkışları bu dönemde olmuştur. M.Ertuğrul o dönemi yıllar sonra şöyle değerlendirecekti: Yazarlar … "Önüme geleni piyes yazmaya teşvik ederdim, ama yazdıklarına hiç karışmazdım.Şurasını burasını çıkar ya da değiştir demedim hiç bir yazara. Musahipzade Celal'in yazdığı ilk piyesleri çok ilkeldi. Sözleri duymaya tahammül edemezdim bazan.Ama çok çalışırdı, yapabileceğinin en iyisini yapar getirirdi. Hüseyin Rahmi (Gürpınar) tiyatroya gelirdi; "Ne olur piyes yaz" derdik. Yazdı, getirdi bir gün. Neyyire çok iyi oynadı o piyeste. Heveslendi yazmaya devam etti Yakup Kadri'nin de yazmasını istedim,yazdı. Reşat Nuri'nin dili de iyiydi, tekniği de.Yahya Kemal'in piyes yazmasını çok isterdim. hep söz verdi, ama yazmadı. Necip Fazıl'ın ilk piyesi Tohum kötüydü. Teşvik etmek için sahne koydum ve baş rolü oynadım. ama sonra Bir Adam Yaratmak'ı yazdı. Güzel piyestir. Necip Fazıl hiç memnun olmazdı.Her gece, perde arasında not gönderirdi bana. Birde "Şu sözler arasında virgül değil, noktalı virgül vardır, ona göre oynayın" derdi. Arkadaşlar, " Nasıl tahammül ediyorsun bu adama?" derlerdi. "Biz, yazarların hizmetkarlarıyız, onların eserlerini oynuyoruz, bize eser vermeleri için onların istediklerini vermek lazım" derdim. Aktörlerin yazarlara saygı göstermesini isterdim. Nazım Hikmet'i de teşvik ettim. Yazmaya hazırdı, akümüle olmuştu. Kafatası'nı yazdı. Oyununu sahneye koymadım diye bana darılanlar oldu. Bu yüzden çok dost kaybettim" Operetler ve Tiyatro Okulu Bir başka girişim de, özel sahnelerde oynanan derme çatma, ucuz ve niteliksiz revülere karşı,Şehir Tiyatrosu'nda operet gösterilerinin başlatılmasıdır. Şehir Tiyatrosu'nun operet oynaması sanat çevrelerinde bir ölçüde küçümsenerek, bu girişim kamusal nitelikteki kurumlara yakıştırılmamıştır. M.Ertuğrul'da "değerli oyunları" oynayana bilmek için geçici bir süre operet sunmak zorunda olduklarını belirtir. 1931 yılında, İstanbul Şehir Tiyatrosu'na bağlı bir tiyatro meslek okulu kurulmuş ve M.Ertuğrul orada tiyatro dersleri vermeye başlamıştı. 1933'te sanatçının önerisiyle Viyana Müzik ve Tiyatro Akademisi başkanı Joseph Marx İstanbul'a çağrılmış ve okul yeni baştan düzenlenmiştir. Bu okul, sonraki İstanbul Belediye Konservatuvarı'nın öncüsü sayılabilir. Muhsin Ertuğrul'un Çocuk Tiyatrosu Darülbedayi'de Çocuk Tiyatrosu 1935 güzünde kuruldu; ama böyle bir tiyatro kurma düşüncesi beş yıl öncesinde kök salmaya başlamıştı. Cumhuriyetin başlangıcından sonra, bu konuda ilk rastlanan yazı, 15 Kasım 1930 günlü Darülbedayi dergisindedir. O sıralar çocuk tiyatrosunda ilerlemiş iki ülke vardı: Almanya ve Sovyetler Birliği İmzasız olarak verilen haber biçimindeki yazıda, gerek Almanya'da gerekse Rusya'da bu alanda incelemeler yapmış olan Muhsin Ertuğrul'un yazı örnekleri vardır. Dergini bir sonraki sayısında da Shakespear'in "Fırtına" 'sının bir çocuk oyunu biçiminde oynanışından bir sahne görünümü basılmıştı. Çocuk Tiyatrosu'nun açılacağını haber veren ilk yazı Darülbedayi dergisinin 15 Şubat 1935'teki sayısında yayımlanmıştır: "Dün bir tiyatroydu, bugün iki oldu. Önümüzdeki sene bir Çocuk Tiyatrosu şubesi yaparak, üç olacak." Bu konudaki ilk resmi duyuru da, 1 Ekim 1935'te aynı derginin arka kapağındadır. Bu duyuruda, her Cumartesi saat 15:30'da ve PAzar saat10:00'da çocuk gösterileri düzenlendiği açıklanıyordu. İlk Çocuk Oyunları İlk çocuk oyunu M.Ertuprul'un M.Kemal Küçük'e düzenlettirdiği bir yapıttı."Çocuklara İlk Tiyatro Dersi"adlı oyunda, çocukları tiyatroya ısındırmak amacıyla öğretici nitelikte sahnelere yer verilmişti. Ercüment Ekrem Talu bu oyunu övmüş; ama çocuk velilerinin bu önemli adımı iyi değerlendirmediklerinde yakınmıştır. İkinci oyun 1 Ocak 1936'da başlayacağı duyurulan yine M.Kemal Küçük'ün "Gülmeyen Çocuk" adlı yapıtıydı. Oyunu M.Ertuğrul sahneye koymuş, müziklerini Hasan Ferit Alnar düzenlemişti. Dağaranın üçüncü yapıtı olan Afif Obay'ın "Fatmacık" oyunuyla salon tıklım tıklım dolmaya başlıyordu. Çocuk Tiyatrosu, böylece daha ikinci işlevsel bir nitelik almıştı. Yeni Bir Toplumsal Kurum Tepebaşı Tiyatrosu'nda verilen ilk çocuk temsillerinden sonra, çocuk oyunları başlarda Beyoğlu'ndaki Fransız Tiyatrosu'nda oynanmıştır. İ.Galip Arcan, "Çocuk Tiyatromuz Altı Yaşını Bitirdi" başlıklı yazısında, ilk başta ana babaların çocuklarını getirmediklerini gördükçe üzüldüklerini, ama sonrada bu umut kırıcı durumun ortadan kalktığını belirtir: "Arası çok geçmeden Muhsin'in dediği çıktı: Daha aynı sezonunu sonuna doğru çocuk tiyatromuzun temsilleri yavaş yavaş istediğimiz rağbeti bulma başladı ve her yıl mütemadiyen artan bir inkişaf (gelişim) içinde tam verimli bir içtimai müessese (toplusal kurum) halini aldı." İleriki gösterilerde çocuk tiyatrosuna verilen önem artmış, gösteriler doldukça, çocuk bölümü için on altı kişilik bir orkestra, bir de bale grubu kurulmuştu. Çocuk tiyatrosunu kuruluşunda olduğu gibi, geliştirilmesinde de M. Ertuğrul'un büyük katkısı vardır. Sanatçı bu tutumunu Devlet Tiyatrosu'nun başında olduğu zamanlarda da Şehir Tiyatrosu'ndan son ayrılışından sonra da sürdürmüştür. 1973 yılında kurulmasında büyük katkısı bulunan AÇOK, Türkiye'nin en gelişmiş çocuk tiyatrosu olmuştu. 15 Aralık 1932;de ;Goethe Madalyası; ile onurlandırıldı. Karım Beni Aldatırsa, Söz Bir Allah Bir, Leblebici Horhor Ağa, Aysel Bataklı Damın Kızı filmlerinde senarist olarak Mümtaz Osman takma adını kullanan Nâzım Hikmet;le çalıştı. Eşi Neyyire Neyir ile bir süre Perde ve Sahne dergisini çıkaran Ertuğrul, açılması için uğraş verdiği İstanbul Açık Hava Tiyatrosu;nda Kral Oidipus;u sahneledi. 1949 Temmuz;unda Devlet Tiyatrsosu ve Operası genel müdürlüğüne atandı ve Büyük Tiyatro;yu gösterilere açtı. Bir Komiser Geldi oyunundaki müfettiş rolüyle oyuncu olarak son kez sahnede görünen sanatçı, 1950;de Büyük Tiyatro;da balo yapılmasına karşı çıkınca Demokrat Parti iktidarının tepkisini çekti ve görevinden istifa etti. Türkiye;de Batılı anlamda ilk özel tiyatro ;Küçük Sahne;yi, Yapı Kredi Bankası;nın desteğiyle kuran Ertuğrul, Devlet Tiyatroları genel müdürlüğüne ikinci kez atandığında, tiyatronun Adana, İzmir ve Bursa sahnelerini açtı. 1958;de görevden alınan sanatçı, bir yıl sonra İstanbul Şehir Tiyatrosu başrejisörü oldu; Kadıköy, Fatih, Üsküdar, Zeytinburnu sahnelerini açtı. 1964;te Türkiye;de ilk kez Brecht;in bir oyununu Sezuan;ın İyi İnsanı;nı ve Shakespeare;in 400. doğum yıldönümü nedeniyle beş sahnede beş Shakespeare oyunu sahneletti. Bu çalışmaları eleştiriler aldı ve 1966;da İstanbul Belediye Meclisi;nin kararıyla başrejisörlük kadrosu kaldırıldı. Basında ve TBMM;de sürekli tartışılan ;Muhsin Ertuğrul Olayı; tiyatroya indirilen tiyatroya indirilen bir darbe olarak yorumlandı. İstanbul Üniversitesi Gazetecilik Enstitüsü;nde;tiyatro eleştirisi; dersleri veren Erturğrul, yeniden çağrılmasına karşın Şehir Tiyatrosu;nda görev almadı. Kültür Bakanı Talât Halman;ın çabasıyla 23 Ekim 1971;de Cumhuriyet tarihinde ilk kez bir sanatçıya, Muhsin Ertuğrul;a Devlet Kültür Armağanı verildi. Şehir Tiyatroları genel sanat yönetmenliğine atandığında 82 yaşında olan Ertuğrul, semt tiyatrosu, öğle tiyatrosu, gezici tiyatro gibi çeşitli uygulamalarla yeni bir tiyatro seferberliği başlattı ancak iç çekişmeler üzerine 1976;da görevi bıraktı. Çeşitli gazete ve dergilerde yazılarını sürdüren Muhsin Ertuğrul;un İnsan ve Tiyatro Üzerine Gördüklerim (1975) adlı bir kitabı vardır. 29 Nisan 1979'da İzmir;de öldü. Ölümünden bir ay önce Ege Üniversitesi Senatosu, Türk tiyatro ve sinemasına yaptığı hizmetler nedeniyle Ertuğrul;a fahri doktor; unvanı vermişti. "Benden Sonra Tufan olmasın" _______________________ Sitemizde yönetici olarak bizlerle çalışmak isterseniz BU KONUYU okumalısınız. |
|
|
|
|
|
#4 (permalink) |
| 1nefes |
William Shakespeare
(26 Nisan 1564 ; 23 Nisan 1616) Büyük İngiliz tiyatro yazarı. 26 Nisan 1564;te Stratford-Upon-Avon;da doğan Shakespeare;in yaşamı hakkında bildiklerimiz kilise mahkeme ve tapu kayıtları gibi resmi belgelerle çağdaşlarının onun kişiliği ve eserleri hakkında yazdıklarına dayanır. Hali vakti yerinde bir esnaf olan aynı zamanda yerel yönetimde sulh hakimliği ve belediye başkanlığı gibi önemli görevler üstlenen John Shakespeare;in üçüncü çocuğu ve en büyük oğludur. Babasının maddi durumu daha sonraki yıllarda bozulsa da Shakespeare;in diğer eşraf çocukları gibi ilkokuldan sonra eğitim dili Latince olan King;s New School adlı ortaöğretim okuluna devam ettiğine ve burada Roma edebiyatının klasikleriyle tanıştığına kesin gözle bakabiliriz. Üniversiteye gitmeyen Shakespeare;in Latincesinin düzeyini tam olarak bilemediğimizden kaynak olarak kullandığı bazı eserleri asıllarından mı yoksa çevirilerinden mi okuduğu hakkında bir şey söyleyemiyoruz. 1582;de on sekiz yaşındayken kendisinden sekiz yaş büyük Anne Hattaway ile evlenen Shakespeare;in bu evlilikten üç çocuğu olmuş ancak oğlu Hammet;i 1596;da kaybetmiştir. 1585 yılı ile 1590;ların başı arasındaki yaşamı hakkında elimizde güvenilir bilgi yok. Ancak Shakespeare;in bu yıllar içinde Londra;ya gelip aktör ve oyun yazarı olarak tiyatroculuk mesleğine başladığını ve kısa zamanda ün kazandığını biliyoruz. Londrada yaşadığı yıllarda Stratford ve ailesiyle ilişkisini düzenli olarak sürdüren Shakespearein profesyonel yaşamı çok yoğun geçmiş. Soneleri (;Sonnets konularını klasik mitolojiden alan iki uzun öyküsel şiiri (;Venus and Adonis; ve ;The Rape of Lucrece ve oyunlarıyla tanınan Shakespeare yazarlık ve aktörlüğün yanı sıra çalıştığı tiyatro kumpanyasının altı ortağından biriydi. Eline geçen paranın önemli bir kısmıyla emlak satın almış ve bu yatırımlar sayesinde 1610;da Stratford;a oldukça varlıklı bir kişi olarak dönmüştür. İşleriyle ilgili olarak ara sıra Londra;ya gitse de yaşamının son dönemini Stratfordda geçiren Shakespeare 23 Nisan 1616;da ölür. Stratford;luların bu ünlü hemşerilerinin onuruna yaptırıp kiliseye koydukları anıtta adının Sokrates ve Vergilius;la birlikte anılması dikkat çekicidir. Bir Yaz Gecesi Rüyası; bir büyü ve yanlışlıklar komedisidir. Atina yakınlarındaki bir koruda yollarını şaşıran dört sevgili Periler Kralı Oberon ile kavgacı hizmetkârı Puck'ın büyüsüne kapılırlar. Kentten bir grup işçi de gözden uzak bir yerde oyunlarını prova etmek için koruya gelir. Onlar da perilere katılırlar ve ortaya bir sürü karışıklık ve komik durum çıkar. Sonunda her şey düzelirse de en komik sahne işçilerin Dük Theseus'un düğün şöleninde oyunlarını oynadıkları sahnedir. ;On İkinci Gece; de bir yanlışlıklar komedisidir. Kadın kahraman Viola'nın gemisi yabancı bir ülkenin açıklarında batar. Erkek kılığına giren ve "Cesario" adını alan Viola ülkenin yöneticisi Dük Orsinonun hizmetine girer. Erkek kılığındayken Dük'e aşık olur. Orsino'nun aşık olduğu zengin Kontes Olivia da "Cesario"ya tutulunca durum karışır. Gene en komik sahneler neşeli Sir Tobby Belch ve arkadaşlarının Olivia'nın kendini beğenmiş ve süslü uşağı Malvolio'yu kandırmak için oyun oynadıkları sahnedir. Venedik Taciri; de bir komedi olmakla birlikte ciddi bölümler de içerir. Oyundaki kötü adam Yahudi tefeci Shylock'tur. Borç aldığı parayı ödeyemeyen tüccar Antonio'dan kendi vücudundan kesilecek yarım kilogram et ister. Shylock'un açgözlülükle bıçağını bilediği gerilimli bir duruşmadan sonra Antonio kendisini savunan genç bir avukatın zekâsı sayesinde kurtulur. Trajediler Shakespeare'in tüm oyunları arasında en çok sahnelenen Romeo ile Juliet`tir. İtalya'nın Verona kentinde yaşayan birbirlerine düşman ailelerin çocukları olan Romeo ile Juliet'in aileleri arasındaki nefret yüzünden son bulan aşkları anlatılır. Hamlet`te babası öldükten sonra annesiyle evlenen amcasının aslında babasının katili olduğunu öğrenen Danimarka Prensi Hamlet derin bir acıya kapılarak öç almaya karar verirse de bunu bir türlü gerçekleştiremez. Oyun yalnızca amcası Claudius'un değil kraliçe ve Hamlet'in de öldükleri bir sahneyle biter."Kral Lear" Shakespeare trajedilerinin en korkuncu ama belki de en önemlisidir. Gururlu ve bencil olan yaşlı Kral Lear sadık ve sevgili kızı Cordelia'nın kendisini ne kadar sevdiğini ablaları gibi abartmalı bir dille açıklamaması üzerine öfkeye kapılarak onu sürgüne gönderir ve tüm servetini öbür kızları Goneril ve Regan arasında paylaştırır. Oysa iltifat dolu sözlerine karşın bu iki kardeş zalim ve haindir. Çok geçmeden Lear onların gerçek yüzlerini görür. Fırtınalı bir gecede sokağa atılan Lear Cordelia'ya yaptığı haksızlığın acısıyla çıldırmaya başlar. Sonunda onu kurtarmak için geri dönen Cordelia da düşmanları tarafından öldürülür. Üzüntüden perişan olan kral kızının ölüsüne sarılarak son nefesini verir. Tarihsel Oyunlar Shakespeare konuların İngiliz tarihindeki olaylardan alan birkaç oyun da yazdı. Bunlardan ilki rakiplerine ve düşmanlarına acımasız davranan kötü ruhlu ve kambur Kral III. Richard'ı anlatan Kral Üçüncü Richard'ın Tragedyası`dır. Kurbanları arasında Londra Kulesi'nde öldürülen iki genç prens de vardır. Yaşamını yitirdiği Bosworth Field çarpışmasından bir gece önce prenslerin ve öteki kurbanlarının hayaletleri uykusunda Richard'a görünür. Tarihsel oyunlarından bazıları bir dizi oluşturur: The Tragedy of King Richard II Henry IV;ün iki bölümü ile Henry V. The Tragedy of Richard I'ı da güçsüz kral tahtından vazgeçerek tacını IV. Henry adını alan Henry Bolingbroke'a bırakır. Öbür iki oyunda yeni kralın yönetimi sırasında sorunlar ve ayaklanmalar baş gösterir; bu sırada kralın öz oğlu Prens Hal avare ve savurgan bir yaşam sürer. Ama babasının ölümüyle tahta geçerek V. Henry adını alan Prens Halin döneminde düzen yeniden kurulur. V. Henry'nin orduları Fransa'da büyük zafer kazanır. Henry'nin Fransız prensesiyle evlenmesi her iki ülkeye de barış getirir. Shakespeare'in konularını Eski Yunan ve Roma tarihinden alan oyunlarından en ünlüsü ise Julius Caesar`dır. Bu oyunda dürüst ve erdemli bir kişiliği olan Brutus Jül Sezar'ın kendisini Roma imparatoru ilan etmesini önlemek amacıyla arkadaşlarıyla birlik olup çok sevdiği Jül Sezar'ı özgürlük adına öldürür. Ama bunun cumhuriyetin yok olmasını önleyememesi üzerine de kendi canına kıyar. "Mutlu Son"la Biten Oyunlar Shakespeare yaşamının sonlarına doğru kötülük ve acıyı içerdikleri için tam olarak birer komedi sayılmayan ama ölümle değil de bağışlama ve mutlu sonla bittikleri için trajedi de sayılmayan birkaç oyun yazdı. Bu oyunlardan biri olan Kış Masalı'nda Leontes adlı bir kral hiçbir neden yokken karısı Hermione'yi kıskanır karısıyla tüm ilişkisini keser ve bebek yaşındaki Perdita adlı kızının yabani hayvanlara yem olsun diye ıssız bir yere bırakılmasını emreder. Perditayı bir çoban kurtarır ve büyütür. Sonunda kız babasına geri döner. Kralın uzun yıllar boyunca pişmanlıkla andığı ve öldü diye yas tuttuğu Hermione de geri döner böylece sonunda geçmişin hataları bağışlanır. Fırtına'da ise olay düklüğü elinden alınan Prospero'nun yönetimindeki bir adada geçer. Büyü gücüne sahip Prospero hava perisi Ariel'i ve yarı insan yarı canavar Caliban'ı yönetmektedir. Yıllar önce hileyle düklüğü ele geçiren Prospero'nun kardeşi Antonio adanın yakınında bir deniz kazası geçirir. Prospero büyü gücüyle kendisine haksızlık edenleri cezalandırır. Ama daha sonra onları bağışlar ve kızı Miranda'nın Antonio'nun oğlu Prens Ferdinand ile evlenmesine izin verir. Oyun Prospero'nun büyülü değneğini kırması büyü kitabını denize atması ve tüm grubun düşmanlıkları geride bırakıp büyüyle onarılmış gemiyle İtalya'ya yelken açmasıyla sona erer. Eserlerinin bir çoğu Türkçe;ye çevrilerek ülkemizde de sergilenmiş bazıları da sinema filmi olarak çekilmiştir.Türkçede Shakespeare THE TWO GENTLEMEN OF VERONA Verona;nın İki Asilzadeleri. Çev. Mihran M. Boyacıyan. İstanbul: Civelekyan Matbaası 1302. Veronalı İki Centilmen. Çev. Avni Givda. Ankara: Maarif Matbaası 1944. THE TAMING OF THE SHREW Yola getirilen hırçın kız. Çev. Mehmet Şükrü. İstanbul Matbaacılık ve Neşriyat Türk Anonim Şirketi 1934 Hırçın Kız. Çev. Nureddin Sevin. Ankara: Milli Eğitim Bakanlığı Yayınları 1946. Huysuz Kız.Çev. Bülent Bozkurt. İstanbul: Remzi Kitabevi 1997. THE FIRST PART OF HENRY THE SIXTH THE SECOND PART OF HENRY THE SIXTH (THE FIRST PART OF THE CONTENTION OF THE TWO FAMOUS HOUSES OF YORK AND LANCASTER) THE THIRD PART OF HENRY THE SIXTH (THE TRUE TRAGEDY OF RICHARD DUKE OF YORK AND THE GOOD KING HENRY THE SIXTH) VI. Henry: I. II. ve III. Bölüm. Çev. Hamit Çalışkan. Ankara: İmge Yayınları 1994. THE TRAGEDY OF TITUS ANDRONICUS Titus Andronicus. Çev. Ali Neyzi. İstanbul: Mitos-Boyut Yayınları 1995.THE TRAGEDY OF RICHARD III Richard III Faciası. Çev. Seniha Sami. Ahmet Halit Kitabevi 1946. Kral III. Richard Faciası.Çev. Berna Moran. İstanbul: Milli Eğitim Bakanlığı Yayınları 1947. Kral III. Richard Tragedyası.Çev. Berna Moran. İstanbul: Milli Eğitim Bakanlığı Yayınları 1965. III. Richard. Çev. Berna Moran. İstanbul: Adam Yayınları 1992. III. Richard. Çev. Bülent Bozkurt. İstanbul: Remzi Kitabevi 2004. THE COMEDY OF ERRORS Sehiv komedyası.Çev. Mihran M. Boyacıyan. İstanbul: Civelekyan Matbaası 1302. Sehv-i mudhik. Çev. Hasan Sırrı. Kostantiniyye 1304. Yanlışlıklar komediası.Çev. Avni Givda. Ankara: Maarif Vekâleti 1943. Yanlışlıklar Komedyası.Çev. Bülent Bozkurt. İstanbul: Remzi Kitabevi 1993. Yanlışlıklar Komedyası. Çev. Avni Givda. İstanbul: Milli Eğitim Bakanlığı Yayınları 1999.Yanlışlıklar Güldürüsü. Çev. Avni Givda. Yay. Haz. Ve Sadeleştiren: Egemen Berköz.İstanbul: Cumhuriyet Yayınları 2000.LOVE;S LABOUR;S LOST Aşkın Çabası Boşuna. Çev. Ali H. Neyzi. İstanbul: Mitos-Boyut Yayınları 2002. A MIDSUMMER NIGHT;S DREAM Yaz ortasında bir gecelik rüya. Çev. Nureddin Sevin. İstanbul: Hilmi Kitabevi 1936. Bir yaz dönümü gecesi rüyası. Çev. Nureddin Sevin. Ankara: Maarif Matbaası 1944 Bahar Noktası. Çev. Can Yücel. 1981. İstanbul: Papirüs Yayınları 1996. Bir Yaz Gecesi Rüyası. Çev. Bülent Bozkurt. 1987. İstanbul: Remzi Kitabevi 1999.THE TRAGEDY OF ROMEO AND JULIET Romeo ve Juliyet. Çev. Mihran M. Boyacıyan. İstanbul: Civelekyan Matbaası 1302. Romeo-Juliet. Çev. Abdullah Cevdet. Şehbal 7-24 (1 Temmuz 1325-1 Ağustos 1326. Romeo-Jülyet. Çev. Mehmet Şükrü Erden. İstanbul: Arkadaş Matbaası 1938. Romeo ve Juliet. Çev. Kâmuran Günseli. İstanbul: Çığır Kitabevi 1938. Romeo ve Juliet. Çev. İlhan Siyami Tanar. İstanbul: Suhulet Kitabevi 1938. Romeo-Juliet.Çev. Ertuğrul İlgin. İstanbul: İnkilab Kitabevi 1939. Romeo ve Juliet. Çev. A. B. Şenkal. İstanbul: Sertel Yayınevi 1939. Romeo ve Juliet. Çev. Yusuf Mardin. İstanbul: Milli Eğitim Basımevi 1945.Romeo Juliet.Çev. Adli Moran. İstanbul: Ak Kitabevi 1959. Romeo ve Juliet. Çev. A. Turan Oflazoğlu. Ankara: Bilgi Yayınevi 1968.Romeo ve Juliet. Çev. Özdemir Nutku. İstanbul: Remzi Kitabevi 1984. THE TRAGEDY OF KING RICHARD II. II. Richard. Çev. Hamit Çalışkan. İstanbul: Yapı Kredi Yayınları 1992 THE LIFE AND DEATH OF KING JOHN Kral John. Çev. Ali H. Neyzi. Mitos-Boyut Yayınları: İstanbul 2003. THE MERCHANT OF VENICE OR OTHERWISE CALLED THE JEW OF VENICEVenedik taciri. Çev. H. Y.(;Muharrir: İngiliz meşahir erbab kaleminden Şekispir. Mütercimi H. Y. İstanbul: Matbaa Abuziyâ ; Der Galata 1301. Venedik taciri. Çev. Halide Edib. Temaşa 8-11 13 Eylül 1334/1918. Venedik taciri. Çev. Mehmet Şükrü. İstanbul 1930. Venedik taciri. Çev. Nureddin Sevin. Ankara 1938. (İstanbul: Milli Eğitim Bakanlığı Yayınları 1992.) Hamlet ve Venedikli Tüccar. Çev. Şehbal Erdeniz ve Orhan Veli Kanık. İstanbul: Doğan Kardeş Yayınları 1949. Venedik Taciri. Çev. Adnan Yaltı. İstanbul: Zuhal Yayınevi 1968. Venedik Taciri. Çev. Bülent Bozkurt. İstanbul: Remzi Kitabevi 1992. Toplu Oyunları 1:Kısasa Kısas Onikinci Gece Venedik Taciri. Çev. Zeynep Avcı. İstanbul:Mitos-Boyut Yayınları 1996. THE HISTORY OF HENRY IV PARTS I AND IIIV. Henry: I ve II. Bölüm. Çev. Bülent Bozkurt. İstanbul: Remzi Kitabevi 1992. THE MERRY WIVES OF WINDSOR Windsor;un şen kadınları. Çev. Haldun Derin. İstanbul: Milli Eğitim Bakanlığı Yayınları 1945. Windsor;un Şen Kadınları. Çev. Bülent Bozkurt. İstanbul: Remzi Kitabevi 2000 MUCH ADO ABOUT NOTHING Kuru Gürültü. Çev. Hâmit Dereli. 1944. Ankara: Milli Eğitim Bakanlığı Yayınları 1967. Yok Yere Yaygara. Çev. Bülent Bozkurt. İstanbul: Remzi Kitabevi 1998. Kuru Gürültü. Çev. Sevgi Sanlı. İstanbul: Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları 2002.THE LIFE OF HENRY V V. Henry. Çev. Ali H. Neyzi. Mitos-Boyut Yayınları: İstanbul 2002. THE TRAGEDY OF JULIUS CAESAR Julsezar. (Kapakta ayrıca Latin harfleriyle JULIUS CÉSAR.) Çev. Abdullah Cevdet. Mısır: Matbaa-i ictihad 1908. Jules César (Jül Sezar). Çev. Mehmet Şükrü. İstanbul: Cumhuriyet Matbaası 1930. Jül Sezar. Çev. Mehmet Şükrü. İstanbul: Darülbedayi yayını 1930. Julius Caesar. Çev. Nureddin Sevin. 1942. Ankara Milli Eğitim Bakanlığı Yayınları 1992.Julius Caesar. Çev. Sabahattin Eyüboğlu. İstanbul: Remzi Kitabevi 1966. Julius Caesar. Çev. Bülent Bozkurt. İstanbul: Remzi Kitabevi 2002. AS YOU LIKE IT Beğendiğiniz Gibi. Çev. Orhan Burian. Ankara: Maarif Vekâleti 1943.Nasıl hoşunuza giderse. Çev. Halide Edib Adıvar ve Vahit Turhan. İstanbul: İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Yayınları 1943. Size Nasıl Geliyorsa. Çev. Bülent Bozkurt. İstanbul: Remzi Kitabevi 1996. THE TRAGEDY OF HAMLET PRINCE OF DENMARKHamlet. Çev. Abdullah Cevdet. Mısır: Matbaa-i ictihad 1908. Hamlet: Danimarka Prensi. Çev. Kâmuran Şerif. İstanbul: Devlet Matbaası 1927. Hamlet: Danimarka Prensi. Çev. Halide Edib Adıvar ve Vahit Turhan. İstanbul: İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Yayınları 1941. Hamlet. Çev. Orhan Burian. 1944. Ankara: Milli Eğitim Bakanlığı Yayınları 1966. Hamlet ve Venedikli Tüccar. Çev. Şehbal Erdeniz ve Orhan Veli Kanık. İstanbuloğan Kardeş Yayınları 1949.Hamlet. Çev. Sabahattin Eyüboğlu. İstanbul: Remzi Kitabevi 1965. Hamlet. Çev. Bülent Bozkurt. 1982. İstanbul: Remzi Kitabevi 1999. Hamlet. Çev. Can Yücel. 1992. İstanbul: Papirüs Yayınları 1996. Hamlet. Çev. Orhan Burian. Yay. Haz. ve Sadeleştiren Müjdat Gezen. İstanbul: MSM Yayınları 2000. TWELFTH NIGHT OR WHAT YOU WILLOn ikinci gece. Çev. Mehmet Şükrü. İstanbul: Matbaacılık ve Neşriyat Türk Anonim Şirketi 1937. Onikinci Gece. Çev. Avni Givda. Ankara: Milli Eğitim Bakanlığı Yayınları 1946. Onikinci Gece. Çev. Özdemir Nutku. İstanbul: Remzi Kitabevi 1988. TROILUS AND CRESSIDA Troilos ile Kressida. Çev. S. Eyüboğlu ve M. Irgat. İstanbul: Maarif Vekâleti 1956. Troilos ile Kressida. Çev. Sabahattin Eyüboğlu ve Mina Urgan. İstanbul: Adam Yayınları 1993.THE SONNETS William Shakespeare: Soneler. Çev. Talat S. Halman. İstanbul: Yeditepe Yayınları 1964. Soneler. Çev. Bülent ve Saadet Bozkurt. 1979. İstanbul: Remzi Kitabevi 1994. Shakespeare: Tüm Soneler. Çev. Talat S. Halman. İstanbul: Cem Yayınevi 1989. Soneler. Çev. Talat S. Halman. İstanbul: K Kitaplığı 29 2003.(Kitaba ek olarak Talat S. Halman ve Defne Halman;ın sesinden bir seçme soneler CD;si veriliyor.) VARIOUS POEMS A Lover;s Complaint The Passionate Pilgrim The Phoenix and the Turtle The Rape of Lucrece Venus and Adonis Bu şiirlerin kısmi çevirileri olmakla birlikte henüz hiçbirinin tam çevirisi yayımlanmadı.MEASURE FOR MEASURE Toplu Oyunları 1. Kısasa Kısas Onikinci gece Venedik Taciri. Çev. Zeynep Avcı. İstanbul: Mitos-Boyut Yayınları 1996. THE TRAGEDY OF OTHELLO THE MOOR OF VENICEOthello. [Jean François Ducis;in Fransızca çevirisinden] Çev. Hasan Bedreddin Mehmet Rifat. Temaşa c.2 cüz 3. İstanbul 1293. Otello. Çev. Mihran Boyacıyan. İstanbul: Mansume-i Efkar 1328. Othello. [Fransızcadan] Çev. Refet Ülgen. Ankara: Maarif Vekâleti 1931.Othello:Venedikli bir magribînin faciası. Çev. Orhan Burian. İstanbul: Yücel Yayınevi 1940.Othello. Çev. Ülkü Tamer. İstanbul 1964 Othello: Venedikli bir magriplinin faciası. Çev. Orhan Burian. İstanbul: Milli Eğitim Bakanlığı Yayınları 1966. Othello. Çev. A. Vahit Turhan ve A. Turan Oflazoğlu. İstanbul 1965. Othello. Çev. Özdemir Nutku. İstanbul: Remzi Kitabevi 1985. Othello. Çev. Orhan Burian. Ankara: Milli Eğitim Bakanlığı Yayınları 1999.ALL;S WELL THAT ENDS WELL Yeter ki Sonu İyi Bitsin. Çev. Özdemir Nutku. İstanbul: Remzi Kitabevi 1988. THE LIFE OF TIMON OF ATHENS Atinalı Timon. Çev. Orhan Burian. 1944. Ankara: Milli Eğitim Bakanlığı Yayınları 1965. Atinalı Timon. Çev. Sabahattin Eyüboğlu. İstanbul: Remzi Kitabevi 1965. THE TRAGEDY OF KING LEAR Kıral Lir. Çev. Abdullah Cevdet. İstanbul: Resimli Kitab matbaası 1912. Kral Lir. Çev. Seniha Bedri Göknil. 1937. Kral Lear. Çev. İrfan Şahinbaş. Ankara: Milli Eğitim Bakanlığı 1959.Kral Lear. Çev. Seniha Bedri Göknil. İstanbul: Remzi Kitabevi 1967. Kral Lear. Çev. Özdemir Nutku. İstanbul: Remzi Kitabevi 1986. THE TRAGEDY OF MACBETH Macbeth. Çev. Abdullah Cevdet. Mısır: Matbaa-i ictihad 1909. Makbet. Çev. Mehmet Şükrü. İstanbul 1931. Macbeth. Çev. Orhan Burian. 1946. İstanbul: Cumhuriyet Yayınları 1999. Macbeth. Çev. Sabahattin Eyüboğlu. 1962. İstanbul: Remzi Kitabevi 1967. Macbeth. Çev. Nazım Engin. İstanbul: Şehir Operası Yayınları 1964. Macbeth. Çev. Bülent Bozkurt. İstanbul: Remzi Kitabevi 2000. THE TRAGEDY OF ANTONY AND CLEOPATRA Antuvan ve Kleopatra. Çev. Abdullah Cevdet. İstanbul: Matbaa-i Necmi 1921. Antonius ile Kleopatra. Çev. Saffet Korkut. 1944. İstanbul: Milli Eğitim Bakanlığı Yayınları 1997. Antonius ile Kleopatra. Çev. Seniha Sami. İstanbul: Hilmi Kitabevi 1946. Antonius ve Kleopatra. Çev. Halide Edib Adıvar ve Mina Urgan. İstanbul: İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Yayınları 1949. Antonius ve Kleopatra. Çev. Sabahattin Eyüboğlu. İstanbul: Remzi Kitabevi 1967. Antonius ve Kleopatra. Çev. Bülent Bozkurt. İstanbul: Remzi Kitabevi 2002. PERICLES PRINCE OF TYREPericles. Çev. Hamdi Koç. İstanbul: Yapı Kredi Yayınları 1992. THE TRAGEDY OF CORIOLANUS Coriolanus faciası. Çev. Seniha Sami. İstanbul: Hilmi Kitabevi 1942. Coriolanus. Çev. Halide Edib Adıvar ve Vahit Turhan. İstanbul: İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Yayınları 1945. Coriolanus. Çev. Bülent Bozkurt. İstanbul: Remzi Kitabevi 1994. THE WINTER;S TALE Kış Masalı. Çev. [Mehmet] Nâdir. Matbaa-i Esad İzzet 1299. (İnci Enginün Tanzimat Devrinde Shakespeare adlı doktora tezinin bibliyografya bölümünde bu kitabın Shakespeare;in Kış Masalı değil Greene;in Pandosto;su olduğunu belirtiyor.) Kış Masalı. Çev. A. Turan Oflazoğlu. Ankara: Kültür Bakanlığı Yayınları 1979. CYMBELINE KING OF BRITAINCymbeline. Çev. Engin Uzmen. Ankara: İmge Yayınları 1992. THE TEMPEST Fırtına. Çev. Mustafa Işıksal. Ankara: Gazi Terbiye Enstitüsü 1935. Fırtına. Çev. Haldun Derin. 1944. Ankara: Milli Eğitim Bakanlığı Yayınları 1964.Fırtına:İki Perde. Çev. Can Yücel. 1991. Papirüs Yayınları 1996. Fırtına. Çev. Bülent Bozkurt. İstanbul: Remzi Kitabevi 1994. HENRY VIII (ALL IS TRUE) VIII. Henry. Çev. Belkıs Boyar. İstanbul: Milli Eğitim Basımevi 1947. THE TWO NOBLE KINSMEN İki Soylu Akraba. Çev. Özdemir Nutku. İstanbul: Alkım Yayınları 2004. Retrieved _______________________ Sitemizde yönetici olarak bizlerle çalışmak isterseniz BU KONUYU okumalısınız. |
|
|
|
|
|
#5 (permalink) |
| 1nefes |
Bertolt Brecht
1898 - 1956 Yazar Bertolt Brecht Kronolojisi 1898 10 Şubat, kağıt fabrikası müdürünün oğlu olarak doğar 1904-1908 ilkokul (Volksschule) 1908-1917 lise (Königlich-Bayerisches Realgymnasium) 1913 ilk tekstlerini yazar (günlükler, okul gazetesi); Paula Banholzer ile arkadaşlık 1917 Münih'teki Ludwig-Maximilian Üniversitesine tıp öğrencisi olarak kaydolur 1918 Augsburg'daki askeri hastaneye sağlık görevlisi olarak gönderilir; Kasım Devrimi sırasında askerler kurulunda (Soldatenrat) çalışma 1919 drama incelemeleri; “Baal”, Karl Valentine'nın politik kabaresine katılır; Paula Banholzer'den ilk oğlu Frank doğar 1920 Berlin'e ilk seyahat; Brecht'in annesi ölür 1921 Berlin'e ikinci seyahat, Max Reinhardt ve diğer büyük yönetmenlerin provalarına katılır 1922 “Trommeln in der Nacht” (Gece Çalan Davullar) Münih'te Kammerspiele'de ve daha sonra Berlin'deki Deutches Theatre'da sahnelenir; Brecht prestijli Kelist ödülünü alır; Arnolt Bronnen ile arkadaşlık, Marianna Zoff ile evlenir 1923 “Im Dickicht der Stadte” (Kentlerin Fundalığında) Münih'teki Residenztheatre'da sahnelenir; “Baal” Leipzig'de sahnelenir; Münih'teLion Feuchtwanger ile birlikte çalışır; Marianna Zoff'dan Hanne adlı kızı doğar 1924 Brecht Berlin'e yerleşir; “Leben Eduards des Zweiten von England” (Lion Feuchtwanger ile birlikte yaptığı Christopher Marlowe'un II. Edward uyarlaması) Münih'teki Kammerspiele'de Brecht'in yönetmenliğinde sahnelenir; Brecht'in Stefan adlı oğluna hamile kalan Helene Weigel ile tanışır; Elisabeth Hauptmann ile ortak çalışmalara başlar 1925 ağırsiklet boksör Paul Samson-Körner, ressam Georg Grosz ve roman yazarı Alfred Döblin ile arkadaşlık; gazete ve dergilere kısa hikayeler ve makaleler yazar 1926 “Mann ist Mann” (Adam Adamdır) Darmstadt'ta sahnelenir 1927 “Hauspostille” (Manual of Piety) ortaya çıkar; “Adam Adamdır” ve Brecht'in “Macbeth” uyarlaması radyoda oynanır; Lotte Lenya'nın rol aldığı “Mahagonny” şarkılarında Kurt Weill ile ilk ortak çalışma; Erwin Piscator'un deneysel sahnelemeleri ile ortak çalışma; Marianna Zoff'dan boşanır 1928 “Die Dreigroschenoper” (Üç Kuruşluk Opera) Berlin'deki Schiffbauer Damm Tiyatrosunda sahnelenir, Weimar Cumhuriyeti'nin en başarılı oyunu olur 1929 Brecht'in ilk iki “öğretici oyunu” (Lehrstücke), müziklerini Paul Hindemith ve Kurt Weill'ın yaptığı “Das Badener Lehrstück vom Einverstandnis” (The Baden Cantata of Consent) ve “Lindbergflug” (daha sonra Ozeanflug, Okyanus Uçuşu olarak adlandırılır); Walter Benjamin ile tanışır; Helene Weigel ile evlenir; “Die heilige Johanna der Schlachthöfe” (Mezbahaların Kutsal Johannası, radyoda 1932 yılında yayınlanır); müziklerini Kurt Weill'ın yaptığı “Berliner Requem” (Berlin Requem) radyoda yayınlanır 1930 “Aufstieg und Fall der Stadt Mahagonny” (Mahagonny Kentinin Yükselişi ve Düşüşü) Leipzig'de sahnelenir (Naziler tiyatroyu basar); “Der Jasager und der Neinsager” (Evet Diyen ve Hayır Diyen) Berlin'de Brecht'in yönetmenliğinde sahnelenir; Helene Weigel'den kızı Barbara dünyaya gelir; “Die Massnahme” (The Measures Taken) Berlin'de sahnelenir; “Geschichte vom Herrn Keuner” (Keuner Hikayaleri); Üç Kuruşluk Opera Filmi'nin sahne oyunu“Die Beule” (The Bruise) (hayata geçirilmedi - geçirilemez) 1931 Peter Lorre'nin rol aldığı “Adam Adamdır” Berlin'de Brecht'in yönetmenliğinde sahnelenir; Brecht ve Weill, Üç Kuruşluk Opera filminin G.W. Pabst çekimlerinde sözleşmeye uymadığı için Nero Film'e dava açar (Brecht kaybeder, mahkemeden atılır, ve Weill kazanır) 1932 “Die Mutter” (Ana, Maxim Gork'nin romanından uyarlama) Berlin'de Brecht ve Emil Burri'nin yönetmenliğinde sahnelenir; Slatan Dudow, Ernst Ottwalt ve Hanns Eisler'in rol aldığı “Kuhle Wampe” sansür skandalından sonra Mayıs'ta sahnelenir; “Die Rundköpfe und die Spitzköpfe” (Yuvarlak Kafalar ve Sivri Kafalar); Margarete Steffin ile arkadaşlık 1933 Brecht Hitler'in iktidara gelmesiyle oluşan baskı ortamından ayrılarak ailesi ile birlikte Zürih'e uçar ve Weigel ile iki çocuğu Stefan ve Barbara ile birlikte Danimarka'ya (Svendborg'a) yerleşir; Weill'ın müzklerini yaptığı “Sieben Todsünden” (Yedi Büyük Günah) Paris'te sahnelenir ve Londra turuna çıkar; şiir antolojisi “Svendborger Gedichte” (ilk kez 1939 yılında Kopenag'da yayımlanır) üzerinde çalışır; Ruth Berlau ile arkadaşlık 1934 Brecht ve Hanns Eisler Londra'da; “Der Dreigroschenroman” (Üç Kuruşluk Roman) üzerinde çalışma 1935 Sergei Tretiakov, Sergei Einstein ve Çinli aktör Mei Lan-Fan ile tanıştığı Moskova'ya gider; “Ana” ve “Furcht und Elend des Dritten Reiches” (Üçüncü Reich'ın Korku ve Sefaleti) adlı oyunlarının sahnelenmesi için New York'a gider 1936 New York ve Londra'ya seyahat 1937 Paris'e seyahat; Helene Weigel'in rol aldığı “Die Gewehre der Frau Carrar” (Carrar Ana'nın Silahları) Paris'te Slatan Dudow'un yönetmenliğinde sahnelenir 1938 Slatan Dudow'un yönetmenliğini yaptığı ve Helene Weigel'in rol aldığı “Furcht und Elend”den (Korku ve Sefalet) sekiz perde Paris'te Almanca sahnelenir; “Leben des Galilei”nin (Galilei'nin Yaşamı) ilk versiyonu tamamlanır 1939 Danimarka'nın komşu ülkelerinde artan Nazi baskısı Brecht ve ailesini Stockholm, İsveç'e taşınmaya iter; Brecht'in babası ölür; “Was kostet das Eisen?” (Demirin Fiyatı Nedir?) Brecht ve Ruth Berlau tarafından Stockholm'de sahnelenir; “Mutter Courage und ihre Kinder” (Cesaret Ana ve Çocukları) tamamlanır, 1941 yılında Therese Giehse'nin rol aldığı oyun Zürih'te sahnelenir 1940 Nazilerin baskıları nedeniyle Brecht ve ailesi Finlandiya'ya taşınmaya zorlanır, “Der gute Mensch von Sezuan” (Sezuan'ın İyi İnsanı) tamamlanır; “Das Verhör des Lukullus”un (Lukullus'un Sorgulanması) ilk versiyonu tamamlanır; Hella Wuolijoki ile birlikte “Herr Puntila und sein Knecht Matti”yi (Puntilla Ağa ve Uşağı Matti) yazar; “Flüchtlingsgesprache”i (Conversations among Exiles) yazar. 1941 Ailesi, Steffin ve Berlau ile birlikte Brecht Moskova ve Vladivostok üzerinden San Pedro'ya (Los Angeles limanı) gider; Margerete; Steffin Moskova'da veremden ölür; Brecht Charles Chaplin ve Fritz Lang dahil diğer Hollywood yıldızları ile tanışır; ilk kez 1958 yılında Stuttgart'ta sahnelenecek olan “Der aufhaltsame Aufstieg des Aururo Ui” (Atruro Ui'nin Önlenebilir Yükselişi) üstünde çalışır 1942 Brecht Almanya'dan sürgün edilenlenlerle tanışır (Arnold Schönberg, Theodor W. Adorno, Max Horkheimer, Thomas Mann, vb.); sahne oyunları üzerine çalışma 1943 New York'a gider ve Erwin Piscator, Wieland Herzfeld, Ernst Bloch, George Groszi, W.H. Auden, vb. ile tanışır; ilk kez 1957 yılında Frankfurt'ta sahnelenecek olan “Die Gesichteder Simon Machard” (Simone Machard'ın Düşleri) üstünde Lion Feuchtwanger ile birlikte çalışır, bu oyunun film hakları MGM'ye satılır, ama hiç çekilmez; “Schweyk im zweiten Weltkrieg” (Schweyk İkinci Dünya Savaşı'nda) tamamlanır ve bu oyun ilk kez 1958 yılında Almanya'da sahnelenir. 1944 “Der kaukasische Kreidedkreis” (Kafkas Tebeşir Dairesi) tamamlanır, Eric Bentley'in tercüme ettiği oyun İngilizce dilinde il kez 1948 yılında Minnesota'da Carleton Üniversitesi'nde, bizzat Brecht tarafından Almanca olarak da 1954 yılında Berliner Ensemble'da sahnelenir; Brecht ve W.H. Auden John Webster'in “Malfi Düşesi” eserin uyarlaması üzerinde çalışır, oyun Ekim 1946'da New York'ta Barrymore Tiyatrosu'nda sahnelenir 1947 Çevirisini Brecht ve Charles Laughton'un yaptığı “Galileo'nun Yaşamı” Laughton ile Los Angeles'ta sahnelenir, Almanca dilinde ilk kez Kammerspiele'de 1955 yılında sahnelenir; House Unamerican Activities Committee (HUAC) tarafından Wahington'da sorgulanır; Brecht sonraki gün İsviçre'ye gitmek üzere A.B.D.'den ayrılır 1948 Brecht Hölder'in çevirisini yaptığı Sofokles'in “Antigone”sini uyarlar ve Helene Weigel'in rol adlığı ve Casper Neher ile birlikte yönettiği oyunu Chur Tiyatrosu'nda sahnelenir; aynı zamanda “Puntila”nın Zurich Schauspielhaus'ta sahnelenmesinde çalışır; Brecht Doğu Berlin'e gider; Brecht'in Almanya'da savaş sonrası ilk yayını olan “Kalendergeschichten” (Tales from the Calendar) ortaya çıkar 1949 Brecht Deutches Theatre'ın içinde Berliner Ensmble'yi kurar ve Helene Weigel'in rol aldığı “Cesaret Ana”yı sahneler; “Tage der Commune” (Komün Günleri) Zürih'te sahnelenmek üzere tamamlanır, ancak Zürih'te hiçbir zaman sahnelenemez, oyun ilk kez Karl-Marx-Stadt'ta (Doğu Almanya) 1957 yılında sahnelenir 1950 Brecht Avusturya vatandaşı olur; Brecht, Ruth Berlau, Caspar Neher, Egon Monk ve Benno Besson tarafından uyarlanan J.M.R Lenz'in “Der Hofmeister” (J.M.R Lenz'in Saray Danışmanı) Brecht'in yönetmenliğinde sahnelenir 1953 Brecht German PEN Center'a başkan seçilir; “Turandot oder der Kongress der Weisswäscher” (Turandot veya Çamaşırcıların Kongresi) Brecht “Buckower Elegien”i (Buckow Elegies) tamamlar 1954 Berliner Ensemble Shiffbauerdamm'daki kendilerine ait tiyatro binasına taşınır; Berliner Ensemble'nin sahnelediği “Cesaret Ana”nın sansasyon yarattığı ve Brecht'i Avrupa'nın en önemli yönetmeni yapan Paris'e uluslararası turneye çıkar; Frankfurt'ta Suhrkamp Verlag (Batı Almanya) ve Aufbau Verlag (Doğu Almanya)Brecht'in eserlerinin baskılarını yayımlamaya başlar 1955 Brecht Moskova'da Stalin ödülünü kabul eder (Boris Pasternak'tan ödül alırken yaptığı konuşmayı tercüme etmesini ister); Berliner Ensemble “Kafkas Tebeşir Dairesi” ile ikinci kez Paris'e turne düzenler; Brecht hastalanır 1956 Brecht'in yönetmenliğinde “Galilei'nin Yaşamı” oyununun provaları devam eder, Berliner Ensemble bu oyunla Londra turnesine çıkma hazırlıkları yapar; 14 Ağustos'ta Brecht kalp yetmezliğinden hayatını kaybeder; 17 Ağustos'ta Berlin'deki Dorotheen Mezarlığı'na gömülür _______________________ Sitemizde yönetici olarak bizlerle çalışmak isterseniz BU KONUYU okumalısınız. |
|
|
|
|
|
#6 (permalink) |
| 1nefes |
ŞEFİK KIRAN
28.06.1957 - 2005 Cankurtaran /İSTANBUL Tiyatro Sanatçısı Bakırköy Belediye Tiyatroları'nın kuruluşundan bugüne kadar gelen süreçte oyuncu olarak bir çok eserde görev alan sanatçı A. Şefik Kıran; oyunculuk görevinin yanı sıra, tiyatronun diğer sanatsal-kültürel çalışmalarında, sanatın edebi, yaratım alanı ve bürokrasi işlerinde de aktif görevlerde bulundu. Günümüzde; gittikçe kendine yabancılaşmaya yüz tutmuş, kirlenmiş, salt tüketici insan olmaya koşullandırılan yaşamsal değerlerin; ancak ve ancak sadece sanatın gücüyle arınabileceğine, özlemi duyulan aydınlık yarınların mutlak- sanat ışığında kurulabileceğine yürekten inanan ve bu inancını hiç yitirmeyen ender sanatçılardan biriydi Ahmet Şefik KIRAN. Gündelik hayatımıza egemen olan para, güç, ucuz şöhret, ikiyüzlü çıkar ilişkileri gibi günümüzdeki yaşamın bize sunduğu “yitik insana”; sadece sevgi yoluyla ulaşmanın mümkün olduğuna ve buna da ancak sanatın öncülük edeceğine inanırdı. Tiyatro sahnesinin dolayısıyla sanatın, insanlara; yaşamın bulanık gerçeklerinden daha duru ve anlamlı gerçekler sunduğunu, BU YÜZDEN; sanat kavramını doğru yaşamanın inceliklerinde yatan değerlere bağlayan Ahmet Şefik KIRAN, herkesin kendi yaşamını daha yaratıcı ve yüce değerlerle buluşturması için sanat yapmasını ya da sanatla ilgilenmesini ister, gündelik en sıradan konuşmalarında bile yaşam sanatının derinliklerine inerdi. Onun için; bakmak, görmek, duymak, hissetmek, daha da önemli bulduğu sevmek; her şeyi sevmek, hatta nefes bile almak sanatın bir parçasıydı ve sevgi yoluyla yaşamdaki sanatın yaratılabileceğini söylerdi. O bir bilgeydi, sanatçıydı, insandı. Her şeyden öte; “O” dosdoğru bir dosttu. SANAT YAŞAMI 1974 İ.B.Ş.T (İstanbul Belediyesi Şehir Tiyatroları) 1976 H.S.O. (Halk Sahnesi Oyuncuları ) Halk Bilimleri Derneği İşçi Tiyatrosu 1977 Birlik sahnesi 1978 Gerçek / sahne 1979-80 Cumhuriyet Gazetesi Demiryolu İşçi Sendikası İstanbul Erkek Lisesi Çalıştırıcılığı 1981-83 T.(Sansürlü Kelime)(Sansürlü Kelime)(Sansürlü Kelime)(Sansürlü Kelime)(Sansürlü Kelime)(Sansürlü Kelime)(Sansürlü Kelime)(Sansürlü Kelime).E. (Türk Alman Kültür Enstitüsü) B.Ü.O. (Boğaziçi Üniversitesi ) 1984-87 Dostlar Tiyatrosu (Asiye Nasıl Kurtulur ?, Galilei Galileo, Yalınayak Sokrates) 1988 Denizler Tükenmez /Sevgiler Bitmedikçe (Müzik Albümü ) 1989 Karia Kültür Merkezi K.çekmece Belediyesi , Bakırköy Belediye Tiyatroları' nın kuruluşundan itibaren çalışmaktadır. (Zilli Zarife, Mine, İvan İvanoviç Var mıydı Yok muydu?-1, Bir Geçmiş Zaman Eğlencesi, Yunus Emre, Barış, Demokrasi Gemisi, Bedava mı Sandın?, Antigone, Kuğular Şarkı Söylemez, Kuvayı Milliye, Bozuk Düzen, Açıl Susam Açıl, İnsan Denen Garip Hayvan, Bir Cinayetin Söylencesi, İvan İvanoviç Var mıydı Yok muydu-2, Bahar Noktası ve Teneke adlı oyunlarda rol aldı) B.B.T. “Hayal Bahçesi 95”, “Hayal Bahçesi 99” ve “Genç Sanatlar Atölyesi adlı projelerin etkinlik komitesinde aktif görev aldı. Ayrıca; Zeytinburnu Belediyesi (Sansürlü Kelime)(Sansürlü Kelime)(Sansürlü Kelime)(Sansürlü Kelime)(Sansürlü Kelime)(Sansürlü Kelime)(Sansürlü Kelime)(Sansürlü Kelime).M. Hava Harp Okulu Tiyatro Laboratuarı O.F.D. Diksiyon dersleri Zuhuratbaba Görme Engelliler Kültür Merkezi ve Theater des Augenblicks (Wien) _______________________ Sitemizde yönetici olarak bizlerle çalışmak isterseniz BU KONUYU okumalısınız. |
|
|
|
|
|
#7 (permalink) |
| 1nefes |
Pekcan KOŞAR ( 1936 - 2005)..
Tiyatro Sanatçısı "İlkelerimden taviz vermedim." Pekcan KOŞAR ÇOCUKLUK YILLARI; Yedi göbek İstanbullu olan Koşar'ın tiyatro ile tanışması altı yaşlarında başlar. Koşar'ın çocukluk günleri Çengelköy'de geçer. "Yeşilpark diye bir bahçe vardı. Oraya İsmail Dümbüllü, Şevki Şakrak, Burhanettin Tepsi gibi kumpanyalar gelir, oyun oynarlardı.Özellikle teyzem bu gösterilere çok meraklı idi. Beni alır götürürdü. Bu oyunları seyrederken, müthiş bir sevgi oluştu bende." Ortaokulu Şişli Terakki Lisesi'nde, yüksek tahsilini Güzel Sanatlar Akademisi'nde İç Mimar olarak tamamlar. Güzel Sanatlar'da eğitim gördüğü yıllarda, Vedat Demircioğlu'nun kurduğu Akademi Tiyatrosu'nda Antigone sahneye konacaktır. Üniversitenin bu ilk tiyatrosunda, Pekcan Koşar'a da teklif gelir. "Oyunda Erol Keskin Kreon'u, Çolpan İlhan ise Antigone'u oynuyordu. Bana da birinci muhafız rolünü verildi. Oyuna başladık, seyirci beni bu rolde çok sevdi.Büyük reaksiyonlar alıyordum. Bu bana bir cesaret verdi." MUHSİN ERTUĞRUL'LA TANIŞMA; Akademi'nin küçük salonunda, seyirciden aldığı bu cesaret, onu bir anda Muhsin Ertuğrul'un yanına gitmeye sevk eder. O sıralar Küçük Sahne'de olan Muhsin Hoca, "Çayhane" isimli oyunu sahnelemektedir ve kendisine gelen bu gencin kabul eder, figüran olarak işe alır. Ve 1955 yılında, Küçük Sahne'de oynanan bu oyun, tiyatro serüveninin duraklarından bir tanesini oluşturur.Aynı sahnede Münir Özkul, Agah Hün, Mücap Ofluoğlu, Kamuran İnce gibi ustalarda vardır. Ardından "AHUDUDU" isimli oyunda rol alır. 1959 yılında Küçük sahneden Mücap Ofluoğlu' nun kurduğu Oda tiyatrosu' na geçer. aynı sene askerlik görevi de gelmiştir. yedek subaylığının hazırlık devresi İstanbul' a çıktığı için Tiyatrodan kopmaz, Özel izin alır. "Bir tek ben izin alarak geceleri oyuna geliyordum." İstanbul Sütlücede' ki hazırlık dönemi bitince, Ankara' ya tayin olur ve Genel Kurmay Başkanlığı Merkez Dairesinde bitirir askerliğini. (1962) GONG TİYATROSU. Terhis olup geldikten sonra bir müddet Lale Oraloğlu Tiyatrosu' nda çalışır. Ardından Arena' ya girer ve; 1962 yılında kendi özel tiyatrosunu kurar. "GONG TİYATROSU". Bir sene kadar şimdiki Fitaş' ın olduğu yerdeki binada tiyatro yapar ve binanın yıkılması üzerine sahnesiz kalır. Gülriz Sururi - Engin Cezzar topluluğuna girer ve bir sene de orada çalışır. PEKCAN KOŞAR TİYATROSU ve KIŞ TURNELERİ; Yine o yıllarda "Pekcan Koşar Tiyatrosu" ismiyle kış turnelerine çıkar. "Gitmediğim yer yok gibi. Isınamazdık, portakal sandığı yakardık. Donarak sabahı ederdik. Çok çektik. Bizden önceki grup kötü kullandığından dolayı hiçbir otel bizi almıyordu. Araya saygın insanları koymak şartıyla zorla alıyorlardı bizi." Bu zor dönem de iki sene sürer. VE KENTER TİYATROSU; Koşar'ın sanat yaşamı 1965' te Kent oyuncuları'nda devam eder. "Ver Elini Yeni Dünya" isimli oyunundaki rolünden dolayı İlhan İskender ödülüne layık görülür. Yedi sene Kenterler' de çalışır. Çeşitli başrollerde oynar. "Onlar Amerika' ya gittiği zaman tiyatroyu ben yürüttüm." VE YENİDEN KENDİ ÖZEL TİYATROSUNU KURAR; KOŞAR 1973-1974 sezonunda yeniden kendisine ait bir tiyatro kurar. Seden Kızıltunç, Semra Savaş, Suna Keskin, Sani Sarıkaya, Ekrem Dümer ve Renan Fosforoğlu gibi isimlerle birlikte çalışır. "Orası dört duvardı. Tiyatro mekan haline gelene kadar ben başında bulundum. Benim esas mesleğim iç mimarlıktır. Sonra para konusunda anlaşamadık." Ardından iki sene de Samanyolu' ndaki Ümit Tiyatrosu' nda çalışır. Bu arada, televizyon oyunlarında oynar, filmlerde rol alır. On iki tane de sinema filmi var. TİYATROYA KÜSKÜNLÜ YILLAR; KOŞAR; 1978-1979 yıllarında tiyatroya ara verir. Kendi tabiriyle küser. "O yıllarda tiyatrolar da bir azalma oldu ve ucuz tiyatroya karşı bir ilgi oluştu seyircilerde küfürlü tiyatrolara. Ben de küstüm ve tiyatroyu bıraktım. Kendimizi tamamen beyaz cama adadık. Ben Tiyatro' nun çok çilesini çektim, beş kuruş para kazanamadım. Baktım dışarıda reklam filmlerinden, sinemadan, televizyondan epey bir para geliyor. Tiyatrodan aldığım paranın çok üstünde paralar bunlar." VE BAKIRKÖY BELEDİYE TİYATROSU YILLARI; KOŞAR tam da Tiyatroyu kafasından silmişken Zeliha Berksoy Bakırköy Belediye Tiyatrosu' na çağırır. Bu teklife evet der. Bakırköy Belediye Tiyatroları'nda Sanatçı - Aktör olarak görev yapan Pekcan Koşar yine bu kurumda 1995-1996 yıllarında Genel Sanat Yönetmenliği de yapar. Bakırköy Belediye Tiyatrosu' nda; oynayıp yönettiği Aziz NESİN'in "Hadi Öldürsene Canikom" ve Ephraim KISHON' un "Nikah Kağıdı" adlı oyunların yanında, Cevat Fehmi BAŞKUT'un "Hacıyatmaz" adlı oyununu da sahneye koydu. TİYATRO HAYATINDA İLKELERİNE SIKI SIKIYA BAĞLI BİR SANAT YAŞAMI; KOŞAR; Tiyatro hayatında ilkelerine sıkı sıkıya bağlı bir sanatçıydı. Bir dönem ara vermesini de ilkelerinin dışına çıkılmasına bağlıyor. "Tiyatro' nun tiyatro olarak yapılmasını hep ön planda tuttum. Gerek Batı Tiyatrosunu gerekse Geleneksel tiyatromuzu yakından takip etmenin ve bilmenin gerekli olduğuna inandım. Oyunculuğun o kadar kolay bir şey olmadığına inandım. Bu yüzden çok samimi bir arkadaşımın bile kalbimi kırdım. Ben ilkelerimden hiç fedakarlık etmedim." Sanatçının okumasına, gelişmeleri yakından takip etmesine ve yeteneğinin olmasına büyük önem veriyordu. Genel Sanat Yönetmeni olduğu dönemde, bir çok Konservatuar mezununa bu şartları taşımadığı için, oyunculuk dışında başka bir işi yapmaları tavsiyesinde bulunmuş. "Ben alaylıyım. Okullu değilim. Yetenek Allah vergisidir. Ustalardan görerek geliştirirsin ama yetenek yoksa okuyarak on tanede Konservatuar bitirirsen ancak kurşun asker olursun." Eşi de kendisi gibi bir Tiyatro Sanatçısı olan Pekcan KOŞAR' ın Itri isminde bir oğlu var. Oğlunun ismini, Türk Müziğine duyduğu derin sevgiden dolayı Ünlü bestekar Itri DEDEEFENDİ' den esinlenerek koymuş. Merakları arasından futbol önemli bir yer tutuyor. Galatasaray genç takımında oynayan ve haliyle Galatasaray' lı olan, o dönem şartların zor olması ve tiyatro'da yaptığı çıkış nedeniyle aktif futbolu bırakmış. "Gençlerin tiyatro salonlarını doldurmasından mutlu oluyorum. Bu gelecek için büyük bir yatırım. Türk tiyatrosu' nda Genç yazar ve yönetmenlerin yetiştiğini görüyor ve tiyatromuzun önündeki en büyük engelin salon problemi olduğunu düşünüyorum." Bizlere tiyatroda ilkeli ve saygın bir yaşamın izlerini bırakan bu büyük ustamızı hep saygıyla anacağız. _______________________ Sitemizde yönetici olarak bizlerle çalışmak isterseniz BU KONUYU okumalısınız. |
|
|
|
|
|
#8 (permalink) |
| 1nefes |
Ariane Mnouchkine..
Tiyatro Yönetmeni Paul-Louis Mignon (Eleştirmen, Tarihçi, Tiyatro Tarihi Derneği Başkanı) (ARIANE MNOUCHKINE, 27 Mart Dünya Tiyatro Günü uluslararası bildirisinin yazarı ve GÜNEŞİN TİYATROSU (Théâtre du Soleil) yönetmeni) Théâtre du Soleil kırkıncı doğum gününü kutluyor. 1964'te Ariane Mnouchkine ve üniversite tiyatrosundan arkadaşları Théâtre du Soleil - Güneşin Tiyatrosu adıyla bir kooperatif kurdular ; bu ad tiyatronun onlar için ne anlama geldiğinin göstergesiydi. Profesyonel etkinliklerine Mouffetard Tiyatrosu'nda Arthur Adamov'un Gorki'den uyarladığı "Küçük Burjuvalar"ı sahnelemekle başladılar. Topluluktaki arkadaşlarından biri olan Philippe Leotard'ın, Teophile Gautier'in kitabından uyarladığı " Le Capitaine Fracasse- Kaptan Fracasse " adlı ikinci oyunları, Fransız Tiyatrosundaki benzersiz yaklaşımlarını yansıtıyordu. Çalışmalar topluluktaki herkesin katılımıyla gerçekleşiyordu, ayrıca doğaçlamalar da içeriyordu. Topluluktaki herkesin önerileri alınsa ve gösteri herkesin düş gücüyle biçimlense de Théâtre du Soleil'in kişiliği temelde, ona önderlik eden ve çalışmaları yöneten Ariane Mnouchkine'le ilişkiliydi. Théâtre du Soleil'i iki tutku yönlendiriyordu: biri yeni tiyatro biçimleri oluşturmak, diğeri , gösterinin, insancıl, toplumsal ve politik gerçekliğinin kabul edilmesini sağlayacak sahneye özgü şiirsel bir sanat yaratmaktı. Böylece, "1789"da, köy panayırı standlarında, hokkabazlar bir devrim eylemi yansıtırken, Hélène Cixous'nun " Tambours sur la Digue- Bent Üstündeki Trampetler"*( *İngilizce'ye The Flood Drummers - Sel Trampetçileri olarak çevrilmiş) oyununda dev kuklalar kullanılıyor; ve "Dernier Caravansérail - Son Kervansaray"da (** İngilizce'ye The Last Caravan- Son Kervan olarak çevrilmiş) küçük, etkileyici, sallanan (tekerlekli) platformlar oyunun kahramanlarını taşırken, sahnede tüm dünyadaki göçmenlerin kötü durumları sergilenmekteydi. İlk kez 1970'te, Milano Piccolo Tiyatrosu'nda sergilenen, Théâtre du Soleil'in , Vincennes Cartoucherie Tiyatrosu'na yerleşmesinden sonra da Paris'te devam eden "1789"oyunu , topluluğun, hem oyuncularda hem de izleyicilerde ortak bir teli titreştirecek içerik bulma kaygısına karşılık gelmektedir. Bu günkü toplumun başlangıç noktası olan 1789 Devrimiyle , açımlanmakta olan Tarihin eleştirel bir çözümlemesini vermeyi amaçlıyorlardı. Bu onların, özellikle de Ariane Mnouchkine'in, sanatçılar olarak, didaktik söylemlere düşmeden, özgürlük uğruna haksızlığa karşı ciddi savaşımlar içinde yer almalarına zemin hazırladı. "1789"u, "1793" ve " L'Age d'Or- Altın Çağ" ve bir izlek üstünde kolektif yaratıcılık sergileyen diğer oyunlar izlerken, Ariane Mnouchkine, salt tiyatro yapma tadı için, Shakespeare'in II. Richard , On İkinci Gece ve IV.Henry oyunlarının yeni yorumlarını alışılmamış bir görsellik ve Shakespeare tiyatrosuna uygunluğu hemen fark edilebilecek bir dil uyarlamasıyla sahneye koydu. Bu tür çalışmaları , Yunan trajedileriyle, Eschilus'un(Aşil) "Agamemnon" , "Eumenides" ve Euripides'in "Iphigenia Aulis'te" oyunlarıyla sürdürdü. Molière'in yapıtı "Tartuffe" ünü, özgün, güçlü taşlama anlayışını bozmadan, kadınların gelenekler ve tabularla baskı altında tutulduğu, günümüzdeki bir köktendinci İslam topluluğuna uyarladı. Hélène Cixous'dan çağdaş dünya tarihini yansıtan iki güçlü dramatik panaroma sahneledi : 1985'te, " L'Histoire Terrible mais Inachevée de Norodom Sianouk, Roi du Cambodge - Kamboçya Kıralı Norodom Sianouk'un Korkunç ama Bitmemiş Öyküsü " ve 1987'de, " L'Indiade ou l'ınde de leurs Rêves - İndiorama veya Düşlerinin Hindistanı" . Ariane Mnouchkine, yöneteceği oyunları seçerken, hep özgürlüğü temel aldı. Théâtre du Soleil yaratıcı bir süreçte aralıksız çalışarak gelişmeyi sürdürüyor. _______________________ Sitemizde yönetici olarak bizlerle çalışmak isterseniz BU KONUYU okumalısınız. |
|
|
|
|
|
#9 (permalink) |
| 1nefes |
ÖNDER PAKER..
Oyun Yazarı-Yönetmen ÖNDER PAKER ÖZGEÇMİŞİ 1960 yılında Alanya'da doğdu.Çok genç yaşlarda tiyatroyla tanıştı.1977 yılında Ege Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Tiyatro Bölümüne girdi. Buradan 1982 yılında mezun oldu. Aynı yıl Federal Almanya'ya giderek Alman Dili eğitimi aldı. Köln Üniversitesi Film ve Gösteri Sanatları Bölümüne (Film und Darstellende Künste) Master çalışması için kabul edildi. 1983 yılında yurda dönerek Dokuz Eylül Üniversitesi'ne bağlanan Güzel Sanatlar Fakültesi Sahne ve Görüntü Sanatları Bölümünde araştırma görevlisi ve öğretim görevlisi olarak çalıştı. Aynı sürede Ege Üniversitesi İletişim Fakültesi'nde Tiyatro, Drama Yazarlığı ve Diksiyon dersleri verdi. 1985 yılında Yüksek Lisans eğitimimi tamamladı. 1989'da Güzel Sanatlar Fakültesindeki görevinden istifa ederek ayrıldı. Tanıtım ve Yayın Hizmetleri alanında yönetici olarak çok sayıda firmanın tanıtım filmleri ve yayınlarını gerçekleştiren ekiplere katkıda bulundu.Bu süre içinde Bornova FM Radyosu yöneticiliğini de sürdürdü. 1988'de "Oyun Yazarlığında Estetik Dengeleme" ve 1990'da "Cevat Fehmi Başkut ve Tiyatrosu " başlıklı iki kez Doktora eğitimi tamamladı. 1995'te İzmir Konak Belediyesi Şehir Tiyatrosunu kurdu. Bu tiyatro ile çok sayıda oyun sahneye koydu ve eğitim çalışmaları gerçekleştirdi. Aynı süre içinde İzmir Devlet Operası ve Kültürsen çatısı altında gençlik ve çocuk guruplarının eğitimlerini yönlendirdi. Gençlik ve Çocuk Müzikalleri sahneledi. 1997'de Süleyman Demirel Üniversitesi'nin daveti üzerine Isparta'daki Güzel Sanatlar Fakültesi Sahne Sanatları Bölümünü kurdu.Bu bölümün Oyunculuk, Dramatik Yazarlık ve Sahne Tasarımı Sanat Dallarından oluşan eğitim programını hazırlayıp uygulamaya geçirdi. Bu bölümde 1997 yılından bu yana Kurucu Bölüm Başkanı, Dekan Yardımcısı ve yardımcı Doçent Doktor unvanıyla görevini sürdürmektedir. Öğrencilik yıllarından başlayarak yazdığı oyunlar Devlet Tiyatroları, Özel Tiyatrolar, TRT Radyo ve Televizyonlarında oynandı, yayınlandı. Hürriyet, Milliyet Cumhuriyet Gazetelerinde ,Milliyet Sanat, Gösteri, Temmuz ve Çizgi Dergilerinde makaleleri yayınlandı. TRT Radyolarında seslendirme yaptı, yüze yakın oyun sahneye koydu. Sahnelenmiş Oyunları: Elmadaki Barış (Çocuk oyunu) Bursa Devlet Tiyatrosu 1981-82-83, Ankara Sanat Tiyatrosu 1997-98, Pınar Süt Çocuk Tiyatrosu 1993, Zıraat Bankası Çocuk Tiyatrosu 1990, SDÜ Tiyatro Bölümü 1999-2000, Küçük Prens+Öğrenmenin Değeri (Çocuk Oyunu) İzmir Meydan Sahnesi 1981, Konak Belediye Tiyatrosu 1995. Biraz Daha Işık (Goethe'nin Yaşamı üzerine belgesel+Fantazi oyun) 9 Eylül Üniversitesi Deneme Sahnesi 1982. Mutluluk Ülkesi (Çocuk Oyunu) Hürriyet Çocuk Tiyatrosu 1986 Aradakiler (Oyun) Karşıyaka Belediye Tiyatrosu 1987, Kültürsen Tiyatro Grubu 1996 Ya Gülmezlerse? (Absurt+Clown Oyunu), D.E.Ü. Deneme Sahnesi 1988, Konak Belediye Tiyatrosu 1995 Kitaplar Üzerine Aykırı Düşünceler (Oyun) Kültürsen Tiyatro Grubu 1996 Sevgi Ormanları (Müzikal Çocuk Oyunu) İzmir Devlet Operası 1996 Sahnelenmeyi Bekleyen Oyunları: Fevkalade Efruz Bey (Ömer Seyfettin'in Efruz Bey adlı romanından uyarlama Oyun 2 Perde) Unutulmuş Adamın Bir Günü (Oyun) Maca Maca Şaşırtmaca (Çocuk Oyunu) Şaka (Oyun) İzmir - İzmir (Müzikal Oyun 2 Perde) Lükrezya (Oyun 2 Perde) Yayımlanmış Oyunları: Radyom Aşkım Benim (TV Film Senaryosu) Kanal 1 İzmir TV Bu Günkü Aklım Olsaydı Adlı Program Dizisinin 14 Oyunu Bornova FM Radyosu. Pıtırcık ile Kıvırcık adlı çocuk dizisi TRT İzmir TV 1984. Göz Göre Göre Adlı Program Dizisinde 6 Bölüm TRT İzmir TV 1981. 5 Dakika Adlı Program Dizisinde 10 Bölüm TRT Ankara TV 1980-1981. TRT İzmir Radyosunda Çocuk Saati Programları 1978-79, TRT İzmir Radyosunda Akşama Doğru Programları Drama 1978-79. Reji Çalışmalarından bazıları: Oğuz Atay- Oyunlarla Yaşayanlar, SDÜ Tiyatro Bölümü 2004 Ray Cooney- Kaç Baba Kaç, SDÜ Tiyatro Bölümü 2004 Müsahipzade Celal-Son Devri Osmanlı (Aynaroz Kadısı,Pazartesi Perşembe,Bir Kavuk Devrildi,Fermanlı Deli Hazretleri kolaj ) SDÜ Tiyatro Bölümü 2003, Ray Cooney-Karmakarışık SDÜ Tiyatro Bölümü 2002, Arthur Miller - Hepsi Oğullarım SDÜ Tiyatro Bölümü 2002, A.Çehov- Vişne Bahçesi SDÜ Tiyatro Bölümü 2001, Cumhuriyet Kadınları SDÜ Tiyatro Bölümü 2000, Şiirler Olsun SDÜ Tiyatro Bölümü 2000, Haldun Taner-Ay Işığında Şamata SDÜTiyatro Bölümü 2000, Turgut Özakman - Ocak Afyon Kocatepe Üni. 1999, Viladimir Volkof - Aşk Öldürür SDÜTiyatro Bölümü 1999, Dünya Onu Düşünüyor,SDÜ TB 1999, İçimizdeki Işık Atatürk SDÜ TB 1998, Cumhuriyet Destanı SDÜ TB 1998, Sen Başla Bitiren Bulunur SDÜ TB 1998, Tiyatro Dünyasından Sahneler SDÜ TB 1998, Güngör Dilmen Midas'ın Kulakları SDÜ TB 1997, Beş Oyundan Sahneler, Kültürsen Tiyatro Gurubu,1995-96 W.Shakespeare, Bahar Noktası Kültürsen Tiyatro Grubu 1995-96, N. Gogol Bir Delinin Hatıra Defteri Kültürsen TG 1995,96, A. Ağaoğlu Kozalar Kültürsen TG 1995 -96 M.C.Anday Yarın Başka Koruda Kültürsen TG 1995,96, A. Çehov - Üçkızkardeş 1995, Ö. Paker - Aradakiler Kültürsen TG 1996, Ö. Paker - Sevgi Ormanları İzmir Devlet Operası 1996, Ö. Paker - Kitaplar Üzerine Aykırı Düşünceler Kültürsen 1996, Tiyatro Dünyasından Konak Belediye Tiyatrosu 1996, H. Taner Keşanlı Ali Destanı Ege Üni. BYYO Tiyatro Topluluğu 1985 Aristophanes - Lysistrata Konak Belediye Tiyatrosu 1996 Ö. Paker - Ya Gülmezlerse? Konak Belediyesi 1995-96 _______________________ Sitemizde yönetici olarak bizlerle çalışmak isterseniz BU KONUYU okumalısınız. |
|
|
|
|
|
#10 (permalink) |
| 1nefes |
VASIF ÖNGÖREN..
Yönetmen - Yazar - Oyuncu VASIF ÖNGÖREN'İN ÖZGEÇMİŞİ 15/2/1938 Tavşanlı'da doğdu. Kütahya Lisesini bitirdi. 1958 İstanbul Üniversitesi Gençlik Tiyatrosu'nda oyunculuk ve reji çalışmaları yaptı. 1960 Gençlik Tiyatrosu ile Erlangen Tiyatro Festivali'ne katıldı. (Altı yıl üstüste) 1962 İst.Ünv. Fizik Bölümü'nü yarıda bırakarak Berlin'e gitti. Frei Universitet Theather wissenschaf (Felsefe Fakültesinin Tiyatro Bilimleri) bölümüne yazıldı. Berliner Ensemble'da, dört yıl, Manfret Weckwerth'in reji çalışmalarına katıldı. 1965 İlk oyunu olan "Göç"ü yazdı. 1966 "Göç" oyunu, İstanbul Uluslararası Tiyatro Şenliği'nde, Gençlik Tiyatrosu tarafından sahnelendi. İkincilik ödülü aldı. 1966-68 Askerliğini yaparken, "Asiye Nasıl Kurtulur?" adlı oyunu yazdı. 1969 Halk Oyuncuları'nda profesyonel olarak oyunculuk yaptı. Çeşitli dergi ve gazetelerde, estetik, sanat ve kültür sorunları üzerine yazılar yazdı. Çeşitli senaryolar ve radyo oyunları üzerine çalıştı. Ankara Birliği Sahnesi'ni kurdu. 1970 Ülke çapında tanınmasını sağlayan "Asiye Nasıl Kurtulur? "u sahneledi. Oyun, İsveç'te Kraliyet Tiyatrosu'nun Göteburg repertuarına alındı. Rusça, Kazakça, Yugoslavca, Fransızcaya çevrildi. Sovyetler'de T.V. filmi oldu. 1971 Bertolt Brecht'in "Adam Adamdır" oyununu yönetti. "Göç" adlı oyununun yeniden işlenmiş biçimi olan "Almanya Defteri" ni yazdı, yönetti. "Asiye Nasıl Kurtulur? " Dostlar Tiyatrosu'nda oynandı. 1972-74 "Tiyatroda gizli örgüt kurduğu iddiasıyla tutuklandı. Askeri mahkemece altı yıl sekiz ay hapse mahkum edildi. İki yıl hapis yattıktan sonra genel afla salıverildi. Hapishanede "Oyun Nasıl Oynanmalı?" yı yazdı. 1974 "Oyun Nasıl Oynanmalı?" yı, İstanbul Belediyesi Şehir Tiyatroları'nda sahneledi. 1976 İstanbul Birlik Sahnesi'ni kurdu. B.Brecht'in "Faşizmin Korku ve Sefaleti" ve "Sezuan'ın İyi İnsanı" oyunlarını yönetti. 1977 "Zengin Mutfağı" adlı oyununu ilk olarak sahneledi. Oyun, biri İsmet Küntay Ödülü olmak üzere, üç ödül kazandı. Kızı Aslı Öngören'e adadığı " Masalın Aslı" adlı kitabını yazdı. 1978 "Masalın Aslı" Almanca olarak, Almanya'da basıldı. 1979 Merkezi Lüxemburg'da bulunan AWMM adlı kuruluş, "Masalın Aslı"na "1979 Kitap Ödülü" verdi. F.Almanya'nın Gençlik Kitapları alanındaki en büyük ödülü olan "Deutscher Jugenbuchpreis" 1979 yılı seçmelerinde, dünyanın dört bir yanında Almanca basılmış çocuk kitapları arasında, "Masalın Aslı" ilk 19 kitap arasına girdi. Aynı yıl Türkçe olarak basıldı. 1979 yılı içinde ayrıca, Nazım Hikmet'ten oyunlaştırdığı "1941-42'den İnsan Manzaraları" nı, Birlik Sahnesi'nde sahneledi. "Oyun Nasıl Oynanmalı?" Ankara Sanat Tiyatrosu'nda sahnelendi. 1980 Yurtdışına gitti. Batı Berlin ve Amsterdam'da çalışmalarını sürdürdü. Hollanda'da yaşayan Türk öğrenci ve işçilerinden eğiterek oluşturduğu topluluk, ölümünden sonra, Vasıf Öngören Tiyatro'su adıyla çalışmalarını sürdürdü. 1984 Amsterdam'da geçirdiği ani kalp krizi sonucu, 46 yaşında vefat etti. _______________________ Sitemizde yönetici olarak bizlerle çalışmak isterseniz BU KONUYU okumalısınız. |
|
|
|
![]() |
| Etiketler |
| sahne insanları |
| Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir) | |
| Seçenekler | |
| ------------------------------------------------------------- |
|
|
Benzer Konular
|
||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Forum | Cevaplar | Son Mesaj |
| Tiyatro Okullari | Enes_Toprak | Tiyatro, Konser | 1 | 14/12/09 22:03 PM |
| İnsanları İdare Etmenin Teknik Esasları | gezegen79 | Ortaya Karışık | 0 | 19/01/09 00:49 AM |
| Uçak kazasında ölen bilim insanları anılıyor | 1 Haber | Diğer | 0 | 28/10/08 07:42 AM |
| Bir fotoğraftan insanları photoshopta silmek | 1 Haber | Diğer | 0 | 16/07/08 08:00 AM |
| Sahne direğine tırmanıp türkü okudu 20 Ağustos 2007 | sempatik_17 | Haberler | 0 | 20/08/07 17:28 PM |