1Forum.US  

Go Back   1Forum.US > Her Telden > Kadınca
Sosyal Gruplar Oyun Dünyası Yasaklılar Listesi Etiketler Arşiv Rss

Kadınca Dünyaya bir de bayanların penceresinden bakalım


Yeni Konu aç  Cevapla
 
LinkBack Seçenekler
Alt 17/06/09, 11:24 AM   #1 (permalink)
RaBiS
Standart 1990 sonrası Türkiye'de toplumsal değişimler Kadınların Durumu

Genel olarak


Türkiye’de Cumhuriyetin kurulmasından önce hiç bir hakları olmayan kadınların durumu daha sonra bazı biçimsel değişikliklere karşın bütün düzeylerde çok önemli sorunlar göstermektedir. Sorunlar devlet yönetiminden en alt düzeydeki ilişkilere kadar her yerde yansımakta kendini göstermektedir. Bu bir abartı değil toplumun bütün katmanlarında kadın özgür değildir diyebiliriz. Buna istisna bazı ilişkiler göstermek mümkündür ancak durumu değiştirmemektedir.






Toplumsal katmanlara insan ilişkilerine ve aile yapılarına sinmiş bir görüş vardır; herkes erkek çocuk istemektedir bu daha başlangıcından eşitsiz bir anlayışıyla kabullenilmiş olmaktadır.


Elbette hayat içinde her konuda önemli gelişmeler var. Bu devletin yasal çerçevesini zorlamakta bazı değişikliklere neden olmaktadır. Cumhuriyetin kuruluğundan bu yana çok zaman geçti birçok değişiklik oldu. Bir takım yazımlara programlara rağmen kadın hakları hala diğer birçok sorun karşısında son derece sınırlıdır. Son dönemler Avrupa Birliğine aday olan TC birliğe uygun bazı yasal değişiklikler yaptı yapıyor ama bunlar kadın sorununun değişip hakların kullanımı eşitsizliğin bozulması vb.. konularında biçimsel kalıyor esasa ilişkin olmuyor. Toplumun değişmesi gerekiyor. Erkek bakışı erkek toplum olma sorunlarını kaba kuvvetle çözme ve küfür edebiyatında kadın ve organları doğal davranış biçimi. Buna başlı dayak da kadın için önemli bir ceza. Bu yalnız gecekondu köylük alan yada gelişmemiş bölgeler açısından değil siyasal kadrolar arasında entelektüel kesimde daha üst düzeylerde de böyle. Kadınlığına cinselliğine sataşma saldırı ve hatta tecavüzle karşı karşıya. Bu taleplere cevap vermeyen kadın da ağzıyla kuş tutsa çevresinde en kötü lakaplara yakıştırmalara hemencecik layık görülmekte adı çıkarılmaktadır. Erkeklerin her yaptığı normal kadınlarınki ayıptır.


örneğin okuma yazma oranı kadınlarda çok düşük meslek edinme az mirastan yararlanma yasa üzerinde ve uygulamada zor evlenme boşanma gibi konular istisnalar dışında sınırlıseçme seçilme aday olma vb.. hemen hepsinde kadınlar eşitsiz koşullarda.Ne yazık ki kadınlar bu hakların kullanımında ‘’erkeklerin bilir’’ de diyorlar. Namus anlayışı kadının ilişkisine indirgenmekten hala kurtulmamış.


Olumlu gelişmeler de var. Ulusal Kurtuluş mücadelesinin boyutları ve kadınların mücadeleye katılımları süreci etkilemeye başladı. Bunun gibi son gelişmeler ve gerekse Avrupa Birliği’ne aday üyelik dönemi de kadın sorununda çalışan bir takım örgütlerin oluşmasını sağladı. Feminist anlayışta çalışmalar önemli muhalefetler var. Kadın hakları ve sorunları yazılıp-çizilmeye tartışılmaya başlandı. Bu çalışmaların da incelenmesi gerekmektedir.



Türkiye’de kadın hareketine tarihsel bakış


Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluğundan önce Osmanlı İmparatorluğu şeriat kanunları ile yönetilmekteydi. Bu nedenle diğer konularda olduğu gibi uzun yıllar toplumun kadına bakışında da İslami anlayışı hakim olmuştur. Elbette kadınlarla ilgili diğer konulardan daha kötü sonuçlar ortaya çıkmıştır. Ayrıca geleneksel feodal toplum anlayışı da İslami anlayışı yanında ikinci bir olgu olarak belirli düzeylerde egemenliğini sürdürmüştür. Bilindiği gibi şeriat Hukuku’nun kadına bakış açısı daha sonraki yönetim zamanında köklü değişiklikler yaratılmadığı ve kendine özgü bir sorun olduğu için kolay değiştirilememiştir. Osmanlının yerine gelen Türkiye Cumhuriyeti üstten devlet eliyle oluşturulmak istenen burjuva toplumu ve çarpık kapitalist gelişim nedeniyle kadın hakları konusunda çok eksik ve gecikmiş bir takım sorunların oluşmasına neden olmuştur. Bu nedenle de doğal gelişim sürecini tamamlayamamış ve burjuva toplumlarındaki kadın hareketine de rastlanılmamıştır.


özcesi şeriat yönetiminden Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluğuna geçişle birlikte 1923 yılları sonrası üstten oluşturulmaya çalışılan ‘’modern ve demokratik’’ sistem özünde kadına bakışta pek bir değişiklik yapmadı. Atatürk devrimleri denilerek çok övünülen uygulamalar ise kadın hakları konusunda kıyafette bir takım biçimsel değişiklilerle kendini gösterdi.


TC’nin ideolojik/politik genel yapısı olan Kemalist hareket devletin kuruluğu sürecinde gerek batı tipi modernleşme düşüncesi ve gerekse Batı’nın dokunulmaz haklara sahip birey olma anlayışına hep mesafeli durmuştur. Tersine ‘’Doğu tipi milliyetçilik’’ hareketi egemenliğinde ‘’Türk modernleşmesi’’ gerçekleştirilmiştir. Dokunulmaz haklara sahip birey olma anlayışı yerine toplumun temeli olarak ‘’milli kültüre dayalı Türk ailesi’’nin savunulduğu biliniyor


Bu ‘’ideolojik karşı-konumlanış’’ın odak noktasında kadınların cinsel denetimine yönelik ‘’namus’’ anlayışı vardır. İşte bu özellik Türkiye’de kadın haklarını kendi BAĞLAMINA özgü bir tarzda sorunlu kılar.’’Ailenin namusu’’adı altında kadınların denetlenmesi ve baskı altında tutulması karşı konulması çok zor ‘’kültürel özgünlük’’ meselesi haline dönüşür. Bunun gündelik yaşamdaki karşılığı toplumun modernleşmesine ‘’evet’’ ama ailenin ve kadınların modernleşmesine ‘’hayır’’ demektir.


Eskiden şeriat Kanunları ile kadınların hakları sınırlanıyordu.Yeni dönemde ise ‘’milliyetçi Türk kadını’’ imajı ile bu kez kadının sınırlı yaşamı üzerine birde ulusun geleceği açısından ‘’Türk aile’’ kavramı oluşturulmaktadır. Kadın savaşta kahraman savaş dışında ise aileyi korumanın temeli olarak topluma kabullendirilmiş ve namus kavramı denilen dar bir yaşama sıkıştırılmıştır.


Yeni cumhuriyetle birlikte gelişen burjuva sınıfın ve ulusçu ideolojinin temsilcileri olan Kemalistler kadın haklarını bazı amaçları için araç olarak kullandılar. Kadın hakları ulusçu burjuvazi için önemli olmakla birlikte daha çok’’Cumhuriyet Türkiyesi’nin yeni ulusal karakterinin ortaya konmasının aracı’’ olarak görüldü ve kullanıldı. Kemalist erkeklerin hayallerindeki ‘’yeni kadın’’ ‘’ailevi içtimai milli vazifelerini benimseyen ve başkaları için yaşayan’’ bir varlıktır artık. Kadının en belirgin meziyeti ise fedakârlığı ve feragatidir.
Kemalistlerin Tek Partili Dönemlerindeki ‘’yeni kadın’’ları artık kendi sistemleri için yaratılan ve biçimlendirilen bir varlıktır. Bu kendi başına özgür bir kadın hareketinin doğmasını engellemiştir. Yani Türkiye’de kadına bakış açısı Cumhuriyetin ilk kurulduğu yıllardaki ataerkil bakış açısının bir devam? şeklinde bugüne kadar gelmiştir.


Yeni oluşan Kemalist devlet yönetiminde baskı ve katliamlarla yok edilmeye çalışılan Kürt ve Pontus’lu kadınlar da yaşamaktadır. Genç Türk devletinde Türk kadınlarının hakları olmasa sınırlı olsa da yinede Kürt ve Pontus’lu kadınlar gibi yok olmayı gerektirecek uygulamalar değildir.


Başa dönersek TC’nin kadınları milliyetçilik temelinde aile ve ulus konumu içinde görmüş ve sınırlandırmış olduğu açıktır.


1926 yılında Medeni Kanun kabul edilmiş şeriat kanunlarının getirdiği çok eşlilik ailede son bulmuştu. Medeni nikâhı zorunlu kılan yasa çocuklar üzerinde her iki tarafa da velayet hakkı vererek mirasın eşit paylaşımını da sağlayarak kadının toplumsal konumunda bir iyileştirme sağladı.Ancak yeni Medeni Kanun bir yandan kadınları ulus devletin yurttaşları kabul ederken diğer taraftan cinsiyetçi mantıkla kaleme alınmış olduğundan aynı zamanda yeni kurulan TC nin ataerkil yapısını göstermektedir. Örneğin sözü edilen yasada; aile reisliği aile bakım yükümlülüğü soyadı ikametgâhın seçimi konut evlilik birliğinin temsili hukuki işlemler mal rejimi velayet boşanma ve miras konularında eşitliği bozan maddeler vardı.


Yeni Türk Cumhuriyeti kadın üzerinde dini nedenlerden kaynaklanan toplumdan soyutlanmalarını sağlayan konumlarına değişiklik getirmesine rağmen; yeni ulus/devletçilik ideolojik etkilenmesi altında kadınlar kendi haklarını savunmaktan uzaklaşmış ve Kemalizm’in ulusçuluk etkisi altında haklarını benimseyememiş ve birtakım sınırlar içinde kalmışlardır.Bu nedenle kurulmuş olan kadın örgütleri de sıkı bir Kemalizm anlayışıyla kadın haklarını sadece kadınların laik bir toplumda yaşamaları ve kız çocuklarının okumaları biçiminde bir politika üzerine oturtmuşlardır. Sistemin ataerkil olduğu ve birçok konuda haklarını aramaları gerektiği olguluğuna erişememişlerdir.


Cumhuriyet açıkça kadınları üremeleri ve ulusçuluğa yararları açısından gören ataerkil bir rejimdir. Günümüzde bile devlet eksenli kadın örgütlerinde kadın haklarının kısıtlandığı yerlerinin sadece laikliğin tehlikeye girebileceği din işlerinin devlet işleri ile karşıtlığı alan olarak görmekteler. Yani kadın hakları Kemalist iktidarın gelişen ulus milliyetçiliği kavramları içinde şekillenmiştir. Verildiği savunulan haklar aslında Türk milliyetçiliğini korumak için kadının Türk aile yapısını koruması güçlendirmesi için evine kapanması çocukları büyütmek ve kocasına itaat etmek olduğudur. Bu mantıkla Türk kadını ele alınmış ve örgütlenmiştir. Ayrıca savaşta ‘’Türk kadınının erkeğinin yanında’’ kahramanlık propagandasıyla yükseltilmeye çalışılması da sonuçta kadını ulus milliyetçiliği için kullanmaktan başka bir anlam taşımamaktadır.


özetle biçimsel bazı uygulamalar olsa da kadın hakları ve Türk toplumunda kadına bakış 1990’lı yıllara kadar yasal olarak bir değişikleşe uğramamıştır. Örneğin Medeni Kanun’un aile ile ilgili bazı yasal düzenlemeleri de pratik yaşam içinde fazla bir değişiklik gösterememiş yaratamamıştır. Açıkçası kadın ev ve aile hayatından dışarı çıkamamıştır. Şu hayatında yoktur ve hatta okuma hakkı bile kısıtlanmıştır. Erkeğe her bakımdan bağımlıdır.




Feminist Hareket’in 1980 sonrası gelişimi

Yukarıda açıkladığımız kadının konumu Türkiye’de1990 sonrası değişikliklere uğramıştır. Özellikle 1980 sonrası cezaevlerinden çıkan sol görüşlü kadınların yavaş yavaş geliştirdikleri Feminist anlayışıyla kadın hakları konusunda ciddi sayılabilecek gelişmeler oldu. Eğer Türkiye’de bir Feminist Hareket’ten bahsedilecekse bu 1980 sonrası gelişmiştir.


özellikle ‘’Sol örgütler’’de kadın hakları ile başlayan ve işçi kadınların sınıf haklarını da onun çözümü içinde gören ‘’Sosyalist anlayışı’’tan gelen kadınlar bir dönem sonra kadınların tümünün hak sorunu olduğunu gördüler kadınlar olarak bağımsız örgütlenmelerle sorunlarının çözülebileceği anlayışına varıp ortak harekete geçtiler. Giderek Sosyalist ideolojinin de bu sorunu çözemeyeceğini içinde bulundukları sol hareketlerde kadın olarak tekrar ezilmelerinden kaynaklanan bir pratik hayatın dayatması onları başka arayışlara aramaya yöneltti. Bu da Türkiye’de Feminizm’in toplusal yaşam içine canlı bir şekilde girmesini ve mücadelesini sağladı. Cılızda olsa Feminizm gelişmeye başladı.


‘’Sol hareket’’ ise güç kaybına uğrayacağı yada muhalefet kaygıları ve kadınların eşitlik temelinde yönetici olacakları gibi birçok nedene başlı olarak temel görüşlerini hiçe sayan bir anlayışıyla hemen Feminizist gelişmeye karşı çıktılar. Bu yönde gelişen mücadeleyi genel mücadelenin bir parçası sayma yerine kadın hakları konusundaki Feminizmi burjuva kökenli bir akım olarak değerlendirip birçok konuda yaptıkları yanlışlara bir yenisini daha ekleyerek düşman olarak gördüler. ‘’Sol hareket’’in ‘’Sosyalistler’’in dıştalamaları da kadın hakları konusundaki mücadeleyi geciktirmeye neden olmuştur. Ve ‘’Sol hareket’’ çevresinde örgütlenen kadınlar bundan etkilenip kendi hakları için harekete geçmekte geç kalmışlardır.


1980 lerde gelişen bu hareket Türk toplumundan çok uluslararası düzeylerden maddi ve manevi destek alarak çalışmaya başlamış ve onların yardımıyla 1990 sonrası kadın hakları için örgütlü mücadeleye dönüşmüştür. Ama bu gelişim Türkiye’de kadınların sayısı göz önüne alındığı zaman çok cılız kalmaktadır ve büyük değişim gerektiren güçte olmadığı görülmektedir. Ancak uluslararası kuruluşlardan alınan bazı maddi desteklerle sınırlı bazı çalışmalar yapılabilmiştir.


özellikle Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne tam üyelik sürecinin başlatılması için yapılan başvurunun 1990 yıllarında hareketlilik kazanması Gümrük Birliği Anlaşması(1993) vb.. gelişmeler ile AB tarafından Türkiye’ye bazı haklarla ilgili uygulanan baskı sonucu Türk devleti kadın haklarının da içinde olduğu bazı düzenlemelere gitmiştir. Hatta birçok kadın kuruluğunun arkasında devlet desteği olduğu görülmektedir. AB’ye girecek olan bir ülkede kadın örgütlerinin olmaması elbette anlaşılır olmayacaktı.


Süreç içinde Türk toplumunda bir değişim ve gelişim elbette olmuştur. Gelişen kapitalist ekonominin getirdiği modernleşme teknik gelişim Medya’nın her köye kadar ulaşabilmesi çok partili sistem vb.. bazı değişikliklerin olduğunu gösterse de ulus milliyetçiliği bütün gücüyle her alanda vardır. Bu da hakları konusunda kadınlar lehine yapılması zorunlu düzenlemeler ve uygulanmalarda ağır davranmaya neden olmaktadır.


1990 sonrası dışarıdan gelen baskılar kadın gruplarının çalışmaları ve devletin bizzat kendisinin ihtiyaç duyduğu en azından AB’ye ‘’işte benim de kadın haklarım var’’’’işte benim de sivil toplum örgütlerim var’’ vb.. demek istediği için bir takım yasal düzenlemelere gidilmiş gidilmektedir.



Türkiye’de kadının Karar Mekanizmaları Eğitim Siyaset ve Şu hayatı’ndaki durumu


Türk kadınının toplumundaki yeri ve sorunlarını irdelersek erkeklere kıyaslarsak kadının durumunun kötü olduğu söyleyebiliriz. Kadının Eğitim Şu hayatı Karar Mekanizmaları’n-daki olmayışı yada çok az sayıda olduğu ayrıca şiddet gibi ciddi problemlerle karşı karşıya bulunduğu görülür.


Türkiye modernleşmede birçok İslam ülkesinden ileride olduğunu söylemektedir. Ancak parlamentoda kadınların oranı % 44’tür. ‘’Geri’’saydığı ülkelerde ise %20-30’lardadır.
Aşağıda CHP kadın Parlamenteri Zeynep Damla Gürel’in bilgilerine dayanarak düzenlenmiş grafiğe bakınız.








Yine tüm Türkiye’de 3400 Belediye Başkanı’ndan sadece 18 i bayandır. Bu oran da Türkiye’deki gelişim düzeyini göstermektedir.


Yerel yönetimlerde kadın oranı son derece düşüktür. Seçilenler de partilerindeki erkek egemen anlayışın uygun gördüğü onların seçtiği adaylardır. Bu gün CHP ve diğer partilerdeki kadınların aday listesi ve yönetim mekanizmalarına kota uygulamasının getirilmesini istemeleri bu durumun sonucudur. Ama bazı partilerin tüzüklerinde biçimsel olarak % 10’luk bir kota mevcuttur.


Türkiye’de kadınların Karar Mekanizmaları’nda da temsil edilme oranları düşüktür. Buna en iyi örnek 119 ülke arasında 103. sırada oluğu gösterilebilir. Kadınların bu mekanizmalarda ve siyasetteki oranlarındaki bu azlığın nedeni bu düzeylere hakim olan erkek egemen ideolojisidir. Öyle ki Partilerdeki kadın kolları da yine bu ideolojinin egemenliği ve yönetim/yönlendirmesi altında çalışmalarını sürdürmektedir. Erkek egemen ideolojisinin hakim olduğu bu siyasi kültür kadın haklarını ateşli bir biçimde savunan ‘’Sol örgütler’’de de aynıdır. Kadınlara görev aldıkları kurumlarda erkeklerin isteği üzerine görev yaptırılmış ve göstermelik biçimde bu düzeylerde tutulmuşlardır.


Türk toplumunda kadının siyasete girmesi ve aktif olarak varlık göstermesi henüz kabul edilir bir gelişme değildir.Kadınların siyasete girebilmeleri için en azından Türkiye’deki bu sistemi bilmeleri anlamaları gerekiyor. Erkekler tarafından oluşturulmuş bu sistem kadına oldukça yabancıdır. Bu nedenle kadın adayların Partiler tarafından kota usulü ile desteklenmeleri kadın kuruluşları tarafından istenmektedir.Genel veya yerel seçimlerde eşit bir ortamın kadınlar için olmadığı açık. Birçok yerde belli gücü olan guruplar adaylarını da belirlemektedir.


Türkiye’deki siyasi partilerde BM’nin ve kadın örgütlerinin talep ettiği kota uygulaması yoktur. Bir partide % 10 luk bir kota mevcuttur. Delege ve seçim sisteminde kota uygulaması yoktur. Kadın kuruluşları % 30’luk bir kota sisteminin hem aday listelerinde hem de delege seçimlerinde olmasını isterken bununla kadının kendisi ile ilgili alınan kararlarda olmasını ve siyasete girişini de sağlayacaktır.


Gerçekten toplumsal hayatla ilgili kadınların yaş(Sansürlü Kelime)(Sansürlü Kelime)(Sansürlü Kelime)(Sansürlü Kelime)(Sansürlü Kelime)(Sansürlü Kelime)(Sansürlü Kelime)(Sansürlü Kelime)* da belirleyen kararların alındığı siyasi karar mekanizmalarında kadınlar hemen hemen yoktur.Kamu yönetimi olan Valilikler Emniyet Müdürlükleri vb..’de kadına rastlanmamaktadır. Bu yönetimlerde kadın yoktur. Kamu personelinin 4/1 i kadın olmasına rağmen yönetim mekanizmalarında kadın yoktur.


Kadınların güç paylaşımında ve karar mekanizmalarındaki elverişsiz konumunu etkileyen diğer bir faktör de siyasetin yapısına ilişkindir. Önseçim içinde kadın kendini delegelere beğendirmek zorundadır. Ancak toplumda kadınlar için uygun görülen davranış kalıplarıyla politikacılar için uygun görülen davranış kalıpları tamamen zıt olduğu için kadın politikacılar kadın olmakla politikacı olmak arasında seçim yapmaya zorlanmaktadır.


‘’Kadın milletvekillerinin Parlamentoda en yüksek oranda temsil edildiği yıl kadınların da katıldığı ilk seçimlerin yapıldığı 1935 yılı olmuştur. Bu dönemde 18 kadın milletvekili parlamentoya girmiş kadın milletvekillerinin toplam parlamenterler içindeki oranı % 4.6 olmuştur.’’ Bunun nedeni ise yukardan aşağıya oluşturulan batılılaşma ya da ekonomik anlamda kapitalizmin devlet tarafından oluşturulması gibi konuların devlet tarafından gerçekleştirilmesidir. Kemalist devlet ‘’Atatürk Devrimleri’’nin kadınlar için haklar olduğunu ispatlamak amacıyla parlamentoda kadın sayısını artırmaya bile gitmiştir.


Yakın zamana gelirsek örneğin 20 Ekim 1991 tarihinde yapılan genel seçim sonucunda kurulan kabinede 2 kadın milletvekili biri ekonomiden diğeri ise kadın aile ve sosyal hizmetlerden sorumlu olmak üzere Bakan olarak görev almışlardır. 1993 yılında Türkiye''de ilk kez bir kadın Başbakan işbaşına gelmiştir.


24.12.1995 tarihinde yapılan genel seçim sonucu kurulan 53. hükümette ilk defa seçimle parlamentoya girmiş 3 kadın Bakan görev almıştır. Bu 3 kadın Bakan Kadın Aile ve Sosyal Hizmetlerden Sorumlu Devlet Bakanı Turizm Bakanı ve Ekonomiden Sorumlu Devlet Bakanı olarak görev yapmışlardır. 8.7.1996 tarihinde güvenoyu alan 54. Hükümette ise biri Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı ikisi de Devlet Bakanı olarak görev yapan 3 kadın Bakan bulunmaktadır.









Kadının siyasal yaşama katılımının ilk basamağı kabul edilebilecek yerel yönetimlerde de kadının temsili sınırlıdır. 1984 yılında 2.202 İl Genel Meclisi üyesinin % 0.3''ü 1989 yılında
2.653 İl Genel Meclisi üyesinin % 0.8''i ve 1994 yılında ise 30.334 İl Genel Meclisi üyesinin % 0.8''i kadınlardan oluşmuştur.






*1984 yerel seçim sonuçlarına göre Belediye Meclisi üyelerinin yalnızca % 0.6''sı kadındır. *1989''da bu oran % 0.7 iken 1994''de % 0.1 olmuştur.
*1984 yılında seçilen Belediye Başkanları arasında hiç kadın bulunmaz iken 1989 yılında
Belediye Başkanlıklarının % 0.2''si 1994 yılında ise % 0.4''ü kadındır.

19841989 ve 1994 yerel seçim sonuçları karşılaştırıldığında sadece Belediye Başkanlıklarında oransal bir artış olduğu genelde bir artış söz konusu olmadığı görülmektedir. Bu durum kadınların siyasal yaşama katılma konusunda yukarda belirtilen engellerin hala mevcut olduğunun bir göstergesidir.


Bununla birlikte Türkiye''de kamu sektörü son derece nitelikli bir kadın kesimini bünyesinde barındırmaktadır. Yüksek eğitim görmüş kadınların başlıca çalışma alanı kamu sektörüdür. Ama kamu yönetimindeki karar mekanizmalarında kadınların sayısı ise oldukça düşüktür.


Türkiye''de 1994-1995 öğretim yılı verilerine göre 53 resmi 8 özel olmak üzere toplam 61 üniversite bulunmaktadır. Üniversitelerde toplam 43.103 öğretim elemanı görev yapmaktadır. Öğretim elemanlarının 14.369''u kadın 28.734''ü erkektir. Kadın öğretim elemanlarının tüm öğretim elemanlarına oranı % 33.3''dür. Kadın öğretim elemanlarının % 8.4''i Profesör % 7.2''si Doçent % 10.3''ü Yardımcı Doçent % 12''si öğretim görevlisi % 14.1''i Okutman % 4.3''ü Uzman % 43.5''i Araştırma Görevlisi % 0.1''i çevirmen ve eğitim-öğretim planlamacısıdır. Ayrıca bir üniversitenin rektörü de kadındır.


Türkiye''de gönüllü kadın kuruluşları çok farklı tarihi birikimlere ve heterojen bir yapıya sahiptir. Kadın konusuna duyarlı birçok dostluk kültür yardım derneğinin yanı sıra çalışmalarını sadece kadın konusunda yoğunlaştırmış olan 211 dernek ve kuruluş bulunmaktadır. Özellikle 1980''li yıllardan sonra tüzel kişiliğe sahip olan kadın kuruluşları dışında her alanda kamuoyu yaratmak ve kadın-erkek eşitliği konusunu sürekli gündemde tutarak bu BAĞLAMDA çözümler üretmeye yönelik kampanyalar düzenleyen tartışma platformları kadın hareketi içerisinde önem kazanmıştır. Bunun yanı sıra 1990 yılından sonra çalışmalarını sadece kadına yönelik şiddet konusunda odaklaştıran merkezler de kurulmaya başlamıştır. 1990 yılında kurulan "Kadın Eserleri Kütüphanesi ve Bilgi Merkezi Vakfı" da kadın konusu ile ilgili her türlü araştırma malzemesinin yayınların istatistikî verilerin yasa metinlerinin gazete ve belgelerin topluca bir yerde bulunması amacını gerçekleştirmeye yönelik çalışmalar yapmaktadır.



Günümüzde durum ve kadınların parlamentoda temsili


Türkiye’de toplumsal cinsiyet eşitliği açısından öncelikli sorun alanları eğitim çalışma yaşamı şiddet ve siyasal katılım olarak belirmektedir. 2002 BM İnsani Gelişme Raporu’na göre Türkiye toplumsal cinsiyetle bağlantılı gelişme açısından 177 ülke arasında 88. sırada bulunuyor. Bu veri cinsiyet eşitliği açısından durumu yeterince açıklıyor. Ancak Çiğdem Kağıtçıbaşı’nın İnsani Gelişme Endeksi (İGE) verilerine ilişkin ayrıştırmasıyla* kadın-erkek eşitsizliği daha da netlik kazanıyor: İGE Türkiye’de erkekler için 0.81; kadınlar için 0.74’dür. Bu farkın esas sorumlusu kadınlar aleyhine eğitim gelir ve mülkiyet eşitsizliğidir (eğitim endeksi erkekler için 0.80 kadınlar için 0.66; gelir endeksi erkekler için 0.95 kadınlar için 0.81).


Ancak bölgelerarası duruma baktığımızda karşımıza daha da hazin bir tablo çıkmaktadır. En gelişmiş bölgede İGE erkekler için 0.83 iken kadınlar için 0.82’dir. Buna karşılık en geri bölgede İGE erkekler için 0.71 iken kadınlar için 0.49’dur! Bu göstergeler her örnekte kadınların daha kötü durumda olduğunu bir kere daha ortaya koymakla kalmıyor aynı zamanda durumun düzeltilebilmesi için öncelikle nereden başlanması gerektiğine de işaret ediyor. Bütün sorun alanlarını kesen en acil sorun ülkede varolan ve kadınlar söz konusu olduğunda daha da yakıcı bir niteliğe bürünen bölgeler arası eşitsizliktir. Eğitim açısından Türkiye’de zorunlu öğrenimin 8 yıla çıkarılması özellikle kız çocuklarının okulda kalma sürelerini uzatarak cinsiyet eşitliği yönünde atılmış olumlu bir adımdır.
______
*Bak: Çiğdem Kağıtçıbaşı “Türkiye’de Kadının Konumu: İnsanca Gelişme Düzeyi Eğitim İstihdam Sağlık Doğurganlık”. Human Development Report -Turkey (1996).


Ayrıca yaygın kanaatin aksine toplumda kızların eğitimi konusunda belirgin bir muhafazakârlığın var olmaması da sevindiricidir. Buna karşılık kızların okullaşma oranı erkeklere göre hala düşüktür. Kadınların yüzde 19.4’ü 2000 yılı itibariyle okuryazar değildir. Tahmin edileceği gibi bu sorun ‘’Doğu (kadın okumaz/yazmazlık oranı % 36) ve Güneydoğu’’ (% 39) bölgelerinde (Kürdistan’da) daha kritik bir nitelik almaktadır.


Bu veriler ışığında kadınlara yönelik eğitim seferberliğinin hızlandırılmasının ve eğitime ayrılan payların arttırılmasının zorunlu olduğunu söylemek bile gereksizdir. Ancak henüz yeterince farkında olunmayan çok önemli bir konu eğitimin cinsiyetçi içeriğinin değiştirilmesiyle ilgilidir. AB müktesebatına uyum sağlamak için atılan adımların göstermelik yasa değişiklikleri olarak kalmamasının en büyük güvencesi çocukların ve gençlerin eşitlikçi ve demokratik bir toplumsallaşma sürecinden geçmelerinde yatar. Okul toplumsal ve kültürel değerlerin aktarıldığı ve yeniden üretildiği esas yerler olarak toplumsal cinsiyet kimliklerinin de oluşturulduğu yerlerdir. Bu kimlik ve rollere ilişkin geleneksel klişeler değişmediği sürece daha eşitlikçi bir topluma ulaşmak mümkün değildir. Dolayısıyla eğitime önem vermenin ötesine geçilerek “nasıl bir eğitim” sorusuna “cinsiyetçi olmayan eşitlikçi bir eğitim” yanıtını vermek ve uygulamak gerekir. Eğitimin cinsiyetçi içerişi sorunu çalışma yaşamındaki eşitsizlikle de yakından ilişkilidir. Çalışma yaşamında cinsiyete dayalı ayrımcılığın varlığı genel olarak mesleklere yönlendirmede işe eleman almada işyerlerindeki tutum ve değerlendirmelerde (işyerindeki cinsel taciz bunun bir parçasıdır) belirgin hale gelmektedir. Mesleğe yönlendirmenincinsiyetlere ilişkin tutum ve önyargıların esas olarak okulda şekillendiği göz önünde tutulduğunda cinsiyetçi toplumsallaştırmanın ne kadar önemli olduğu ortaya çıkar. Bu açıdan ders kitaplarında Cumhuriyet’in erken dönemlerinde vurgulanan “meslek sahibi anne” imgesinin yerini 1950’lerden itibaren “ev kadını” nın alması son derece olumsuz bir rol oynamıştır. Bugün hala esas olarak Cumhuriyet reformlarının devam eden etkisi sayesinde tıp mühendislik hukuk gibi geleneksel olarak erkeklerin alanı sayılan mesleklerde görece yüksek olan kadın oranının hızla azalması tehlikesiyle karşı karşıya bulunulmaktadır. Savcılık ve yargıçlık mesleğine alınacak kadınların sayısının kotayla sınırlandırılması bazı kamu kuruluşlarına ve bankalarına kadınların mühendis ya da müfettiş olarak alınmamaları ve bunun gerekçesi olarak bu işlerin “kadın doğasına uygun olmadığı” iddiasının kullanılması Anayasa’nın eşitlik ilkesine ve Cumhuriyet’in temel felsefesine olduğu kadar Avrupa Birliği’nin yasa ve yaklaşımlarına da aykırıdır. Bu uygulamaların önünü kesmek en başta devletin görevi olmakla birlikte özel sektörün ve hele sendikaların bilinçli bir çaba harcaması gerekir. Sendikaların bu açıdan her kesimden daha fazla duyarlı olması gerekirken tam tersi bir tutum sergilemeleri ve sendikal yönetimde eğitimde ya da geleceğe ilişkin programlarında kadınların neredeyse hiç yer almaması anlaşılır bir şey değildir.


Kadınların parlamentodaki temsili ise bütün dünyada sorunlu bir tablo çiziyor. Parlamentolar arası Konsey’in 2002 verilerine göre kadınların temsili açısından dünya ortalaması yüzde 14.5’tir. Avrupa ortalaması ise Kuzey ülkeleri dahil edildiğinde yüzde 16.8 dahil edilmediğinde yüzde 14.7’dir.Bu tablonun iç açıcı olmadığı ortadadır.Ancak tek başına Türkiye’ye baktığımızda durum yüzde 4.4 ile gerçekten vahimdir. Bu oran ile Türkiye toplumsal ve kültürel açıdan daha ileri olmakla övündüğü Arap ülkelerinden de (% 4.6) geridedir. Hele günümüzde devlet kurumlarında üniversitelerde özel sektörde önemli görevlerde bulunan kadınların oranının % 35’i aştığı hatırlanacak olursa siyasal temsil oranının bu potansiyeli
yansıtmaktan ne kadar uzak olduğu da ortaya çıkar. Kadınların eşit temsili konusundaki engeller ister gelişmiş isterse az gelişmiş olsunlar bütün toplumlarda ilginç bir biçimde benzer bir nitelik göstermektedir. Parti ve aile desteğinin olmaması politik yaşamın erkek niteliği ataerkil ideolojinin ve kültürel geleneklerin egemenliği parasal destek yokluğu seçim sisteminin niteliği.


Ancak kadınların siyasal katılımı açısından en belirleyici engel parti desteğinin olmamasıdır ki bu sonuç Türkiye’de yapılan yakın tarihli bir araştırmayla** da doğrulanmaktadır. Bu durumu değiştirmek için alınması gereken önlemler de gene bütün toplumlar için benzerdir ve en önemlisi de kotalar da dahil olmak üzere “olumlu eylem” (affirmative action) yaklaşımının benimsenmesidir. Olumlu eylem dendiğinde sadece siyasal temsil kotaları değil kadınlar ve erkekler arasındaki eşitsizliği gidermek için alınacak her türlü önlem destek ve bunların _______
**Bak: Serpil Sancar uğur “Siyasal Süreçlere Katılımda Kadın-Erkek Eşitliği” Kadın-Erkek Eşitliğine Doğru Yürüyüş: Eğitim çalışma Yaşamı ve Siyaset içinde TÜSİAD 2000.


uygulanması için somut siyasetler oluşturulması anlaşılır.Türkiye “olumlu eylem” yaklaşımını Anayasal güvenceye kavuşturmamaklakadın-erkek eşitliğini sağlama ve bu BAĞLAMDA Avrupa
Birliği normlarına ulaşma konusunda çok önemli bir fırsat kaçırmıştır. Günümüzde Avrupa Birliği’nin politikası basit eşitlik anlayışının çok ötesinde cinsiyet eşitliğinin her alanda kararlara politikalara ve uygulamalara en başından itibaren dahil edilmesi (gender mainstreaming) yönündedir. Bu “ve kadınlar” diye eklemeler yapılarak kadınların varolan duruma eklemlenmesi değil bizzat merkezi politikaların eşitlikçi bir yaklaşımla dönüştürülmesi anlamına gelir. Yani tek tek olguları düzeltmek yerine eşitsizlik ve kadınlar için dezavantaj yaratan sistemlerin ve yapıların değiştirilmesi demektir. Daha henüz basit eşitliği bile içine sindirememiş ve “olumlu eylem” yaklaşımını “erkeklere zulüm” olarak gören bir siyasal iradenin olumlu eylem yaklaşımını hele eşitliğin merkez politikalarına dahil edilmesini nasıl benimseyip uygulayacağı meçhuldür.


alıntı.


_______________________
Üye olup ailemize katılmak ve reklamsız bir forumdan yararlanmak isterseniz TIKLAYIN
Sitemizde yönetici olarak bizlerle çalışmak isterseniz BU KONUYU okumalısınız.
RaBiS isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla

Reklam Alanı
Alt 27/12/09, 19:58 PM   #2 (permalink)
tunicero96
Standart Cevap: 1990 sonrası Türkiye'de toplumsal değişimler Kadınların Durumu

konuya bi bakiim demistim de fazla uzun


_______________________
Üye olup ailemize katılmak ve reklamsız bir forumdan yararlanmak isterseniz TIKLAYIN
Sitemizde yönetici olarak bizlerle çalışmak isterseniz BU KONUYU okumalısınız.
tunicero96 isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla

Yeni Konu aç  Cevapla


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
-------------------------------------------------------------


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Toplumsal Yapi done_marine Felsefe - Psikoloji 0 19/01/08 17:01 PM

Tüm Zamanlar GMT +3 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 08:49 AM.

Powered by vBulletin® Copyright ©2000 - 2010, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO ©2009, Crawlability, Inc.

Sitemiz bir forum sitesi olduğu için kullanıcılar her türlü görüşlerini önceden onay olmadan anında siteye yazabilmektedir,
bu yazılardan dolayı doğabilecek her türlü sorumluluk yazan kullanıcılara aittir,
yine de sitemizde yasalara aykırı unsurlar bulursanız buradan bize bildirebilirsiniz, şikayetiniz incelendikten sonra en kısa sürede gereken yapılacaktır.
Report Abuse, Harassment, Scamming, Hacking, Warez, Crack, Divx, Mp3 or any Illegal Activity to here

Reklam vermek için bize buradan ulaşabilirsiniz.

3 4 5 9 11 12 13 14 15 18 22 24 25 27 28 29 30 31 33 34 35 36 38 39 40 42 43 44 45 46 51 52 54 55 57 59 61 62 68 69 70 71 75 76 81 82 88 91 95 96 99 100 101 104 109 120 121 128 131 132 135 136 139 142 147 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 251 252 253 254 255 259 277 279 280 281 283 285 286 287 288 289 290 291 292 293 295 296 303 304 306 307 308 309 310 311 312 313 314 319 321 322 323 325 327 328 329 330 331 332 334 338 340 341 342 343 344 345 346 347 348 349 351 355 358 359 360 362 364 365 366 367 371 377 378 379 380 381 382 383 384 385 411 412 417 419 420 421 422 423 426 432 434 439 440 441 442 444 449 481 497 501 502 505 518 519 520 521 523 524 526 533 537 539 541 545 546 548 549 550 551 552 555 556 557 559 560 561 562 563 565 566 569 571 574 580 581 582 583 584 585 586 589 590 591 593 595 596 597 598 599 600 601 604 605 606 607 608 609 610 611 612 615 616 617 618 619 620 621 622 623 624 625 626 627 628 629 630 631 632 633 635 636 637 638 639 641 642 643 644 645 646 647 648 649 650 651 652 653 654 655 656 657 658 659 660 661 662 663 664 665 666 667 668 669 670 672 674 675 676 677 678 679 680 681 682 683 684 685 686 687 688 689 690 691 692 693 694 695 696 697 698 699 700 701 702 703 704 705 706 707 708 709 710 711 712 713 714 715 716 717 718 719 720 721 722 723 724 725 726 727 728 729 730 731 732 733 734 735 736 737 738 739 740 741 742 743 744 745 746 747 748 749 750 751 752 753 754 755 756 757 758 759 760 761 762 763 764 765 766 767 768 769 770 771 772 773 774 775 776 777 778 779 780 781 782 783 784 785 786 787 788 789 790 791 792 793 794 795 796 797 798 799 800 801 802 803 804 805 806 807 808 809 810 811 812 813