![]() |
|
|
#1 (permalink) |
| dincikominist |
Allahü teâlâ sizi
kerim olan babalarınızın yolundan ayırmasın. Onların en üstünü olan birincisine ve geri kalanların hepsine bizden duâlar ve selâmlar olsun! Allahü teâlânın var olduğu ve bir olduğu hattâ Muhammed aleyhisselâmın Onun resûlü olduğu ve hattâ onun getirdiği her emrin ve haberlerin doğru olduğu güneş gibi meydandadır. Düşünmeye isbât etmeye hiç lüzûm yoktur. Kalbin bunlara inanması için kalbin bozuk olmaması mânevi hastalığı bulunmaması lâzımdır. Kalb hasta ve bozuk olunca kalbin inanması için akıl ile düşünmek incelemek lâzım olur. Kalb hastalıktan kurtulur basîretten yâni kalb gözünden mânevi perde kalkarsa bunlara seve seve inanır. Meselâ safrası bozuk kimse şekerin tadını duymuyor. Şekerin tatlı olduğunu ona anlatmak isbât etmek lâzım olur. Fakat safra hastalıktan kurtulunca isbât etmeye lüzûm kalmaz. Hastalıktan dolayı isbât etmek lâzım olması şekerin tatlılığına bir kusur vermez. Şaşı olan bir şeyi iki görür ve iki kişi var sanır. Şaşıdaki göz hastalığı karşısındaki bir şeyin iki olmasını Îcap ettirmez. O iki gördüğü hâlde görünen yine birdir. Bunun bir olduğunu isbât etmek çok zordur. [Doppelsehen denilen göz hastalığı olanlara ahvel denir.] [Müslüman olmak için yalnız kalbin îman etmesi inanması lâzımdır. Fakat her müslümanın kalbine dahilî düşmanı olan nefsinden ve hâricî düşmanları olan şeytanlardan ve kötü arkadaşlardan hastalık gelmektedir. Nefis yaratılışta şeriate düşmandır. Kalbin hasta olması şeriatin emirlerinin tadını duymamak yasak ettiklerinden zevk almaktır. Bu yasaklara dünya denildiği yüzdoksanyedinci mektûbda yazılıdır. Dünyaya düşkün olmak kalbdeki îmanı zayıflatmaktadır. Bir kimse nefslerinin esîri olan gâfil insanların sohbetlerinden sözlerinden yazılarından kitaplarından radyolarından televizyonlarından uzaklaşırsa ve nefsi tezkiye olursa bu dahilî ve hâricî düşmanlardan kalbe hastalık gelmez. Mevcut hastalık da tasfiye edilince kalb hakîkî îmana kavuşur. Nefsin cibillî hastalığından tezkiyesi ve kalbin tasfiyesi mürşid-i kâmilin sohbetinde bulunmakla kitaplarını okumakla ve şeriate uymakla nasip olur. Üçyüzonüçüncü mektûba bakınız! Mürşid-i kâmil bütün sözleri bütün işleri şeriate uygun olan Ehl-i sünnet âlimi demektir. Şeriati iyi bilmesi derin âlim olması lâzımdır.]Din bilgilerini akıl ile isbât ederek inandırmak kolay değildir. Yakînî vicdânî bir îman elde etmek için isbât yoluna gitmektense kalbi hastalıktan kurtarmak lâzımdır. Nitekim safra hastasını şekerin tatlı olduğuna inandırmak için isbât etmeye kalkışmaktansa onu hastalıktan kurtarmak lâzımdır. Şekerin tatlı olduğu ne kadar isbât edilirse edilsin yakîn hâsıl edemez. Çünkü şeker ağzına acı gelmekte vicdânı acı olduğunu bilmektedir.[Seyyid Abdülhakîm buyurdu ki: (Müdrike) yâni bir şeyi anlamak kuvveti üçtür: Üçünün de doğru anlıyabilmeleri için bulundukları uzvların hasta olmamaları lâzımdır. Birincisi görünen his organlarındaki kuvvetler olup görme işitme koklama gıdânın lezzetini alma ve sıcaklık sertlik anlama. Bu kuvvetler insanda bulunduğu gibi hayvanlarda da vardır. Bu kuvvetler olmasaydı insanlar taş gibi odun gibi olurdu. İkincisi akıl kuvvetleri olup hiss-i müşterek hâfıza vâhime mütesarrıfa ve hazânet-ül-hayâl denilen görünmiyen beş his organındaki kuvvetlerdir. Bu kuvvetler insanların dimâgında [beyninde] bulunur. Hayvanlarda yoktur. Bir şeyin varlığını bu kuvvetler güvenilen bir haberi işitmekle veya tecrîbe ile yâhut hesap ile anlar. İyiyi fenadan faydalıyı zararlıdan ayırırlar. Fen bilgileri hesap bu kuvvetlerle yapılır.Üçüncüsü kalb kuvveti olup müslümanların havâssına yâni yüksek olan seçilmiş kimselere mahsûstur. Mânevi kuvvet ile anlaşılan din bilgileri akıl ve his kuvvetleri ile anlaşılamaz. Akıl kuvvetleri ile anlaşılan şeyleri insan hayvanların en üstünü olan ata senelerce uğraşsa anlatamaz. Bunun gibi kalb kuvvetleri ile anlaşılan din bilgileri meselâ marifetullahı bu seçilmişler başka insanlara senelerce söylese onlar anlıyamaz. Bunlardan daha yüksek seçilmişlerin seçilmişleri vardır. Bunlardan da daha üstün Nebîler Nebîlerden daha üstün Resûller bunlardan da üstün Ülül'azm dereceleri vardır. Bunların üstünde de Kelîmiyyet Ruhiyyet Hullet ve nihâyet Mahbûbiyyet mertebeleri vardır ki bu en üstün derece Muhammed aleyhisselâma mahsûstur. Kalb [gönül] denilen kuvvet yürek dediğimiz et parçasında bulunur. Elektriğin ampulde miknâtisin elektrik tellerinin makarasında hâsıl olması gibidir. İnsanlarda bulunan nefs-i emmâre din bilgilerine inanmamakta tabî'ati yaratılışı islâmiyete uymamaktadır. [Bunun için şeriate uymak nefse acı gelmekte ona uymak istememektedir. Kalb ise yaratılışında temizdir sâlimdir. Fakat nefsin şeriate uymak istememesi hastalığı kalbe sirâyet ederek kalb de şeriate uymak istemiyor. Şeriate inanıyor ise de uyması acı geliyor.] İslâmiyetin doğruluğunu isbât için ne kadar uğraşılırsa uğraşılsın hasta kalbde buna yakîn hâsıl olması çok güç olur. [Kalbde yakîn hâsıl olması için dahilden ve hâricden hastalık gelmemesi gelmiş olanın da tasfiyesi lâzımdır. Bunun için nefsi tezkiye etmekten yâni cibillî olan inkâr hastalığından ve kalbi şeytandan ve fena arkadaştan kurtarmaktan başka çâre yoktur. Nefsi tezkiye şeriate uymakla sonra zikir ile sonra bir Velînin sohbeti ile sonra râbıtası ile sonra hayat hikâyesini okumakla olur. Mektep meslek arkadaşı öğretmen gazete televizyon radyo islâmiyete ahlâka muhâlif ise bunların fena arkadaş oldukları anlaşılır. Kalb bu üç düşmanın şerrinden hücûmundan kurtulunca haramları sevmek hastalığından kurtulur. Allah sevgisi kendiliğinden yerleşir. Suyu boşalan şişeye havânın dolması gibi olur.]Veşşemsi sûresi dokuzuncu âyetinde meâlen (Nefsini tezkiye eden kurtuldu. Nefsini günahta cehâlette dalâlette bırakan ziyân etti) buyuruldu.[(Mevâkib tefsîri)nde diyor ki (Nefis tezkiye edilince kalb tasfiye bulur. Yâni nefis kötü isteklerden kurtarılınca kalbin mahlûklara bağlılığı kalmaz. Fârisî beyt tercümesi:Haramları istemekten kesilmedikçe nefis![]() kalb ilâhî nûrlara ayna olamaz hiç!Nefsin kötülükleri pislikleri demek islâmiyetin beğenmediği haram ettiği şeyler demektir). Şimdi bazıları Allahü teâlânın fena dediği yasak ettiği şeylere moda asrîlik ilericilik diyor. Allahü teâlânın beğendiği emrettiği şeylere gericilik câhillik diyor. Haram işleyenlere sanatkâr aydın ilerici insan müslümanlara mürtecî yobaz gerici diyenler oluyor. Bunlara aldanmamalı. Dîni Ehl-i sünnet âlimlerinin kitaplarından öğrenmelidir.]Görülüyor ki bu açık parlak islâmiyete ve temiz doğru yola inanmıyan kimsenin kalbi şekerin tadını HASTALIĞINDAN İMANI ACI GÖREN MÜSLÜMANLAR anlıyamıyan safralı gibi hastadır. Fârisî mısra' tercümesi:Bir kimse kör ise güneşin suçu ne?Seyr ve sülûktan [yâni tasavvuf yolunda ilerlemekten] maksat nefsi tezkiye ve kalbi tasfiye etmektir. Yâni nefsi ve kalbi hastalıklardan kurtarmaktır. Bekara sûresinde (Kalblerinde hastalık vardır) meâlindeki dokuzuncu âyet-i kerimede bildirilen hastalık tedâvî edilmedikçe hakîkî îman ele geçmez. Bu âfetler var iken akıl yolu ile kalbde hâsıl olan îman îmanın sûretidir. Çünkü nefis bu îmanın tersini istemekte küfründe inat ve isrâr etmektedir. Böyle îman safra hastasının şekerin tatlı olduğuna îman etmesi gibidir. Herne kadar inandım dese de vicdânı şekeri acı bilmektedir. Safrası düzeldikten sonra şekerin tatlı olduğuna hakîkî îman hâsıl olur. Îmanın hakîkati de nefsin tezkiyesinden ve kalbin itmînânından sonra kalbde hâsıl olur. [İtmînân hakîkî inanmak demektir.] İşte böyle hakîkî îman yalnız Evliyâda bulunur ve elden gitmez. Yûnüs sûresinde (Biliniz ki Allahü teâlânın Evliyâsı için azâb korkusu nîmetlere kavuşmamak üzüntüsü yoktur!) meâlindeki altmışikinci âyet-i kerimedeki müjde böyle îman sahipleri içindir. Allahü teâlâ hepimizi bu kâmil hakîkî îmanla şereflendirsin! Âmîn.Allahü teâlâ sizi kerim olan babalarınızın yolundan ayırmasın. Onların en üstünü olan birincisine ve geri kalanların hepsine bizden duâlar ve selâmlar olsun! Allahü teâlânın var olduğu ve bir olduğu hattâ Muhammed aleyhisselâmın Onun resûlü olduğu ve hattâ onun getirdiği her emrin ve haberlerin doğru olduğu güneş gibi meydandadır. Düşünmeye isbât etmeye hiç lüzûm yoktur. Kalbin bunlara inanması için kalbin bozuk olmaması mânevi hastalığı bulunmaması lâzımdır. Kalb hasta ve bozuk olunca kalbin inanması için akıl ile düşünmek incelemek lâzım olur. Kalb hastalıktan kurtulur basîretten yâni kalb gözünden mânevi perde kalkarsa bunlara seve seve inanır. Meselâ safrası bozuk kimse şekerin tadını duymuyor. Şekerin tatlı olduğunu ona anlatmak isbât etmek lâzım olur. Fakat safra hastalıktan kurtulunca isbât etmeye lüzûm kalmaz. Hastalıktan dolayı isbât etmek lâzım olması şekerin tatlılığına bir kusur vermez. Şaşı olan bir şeyi iki görür ve iki kişi var sanır. Şaşıdaki göz hastalığı karşısındaki bir şeyin iki olmasını Îcap ettirmez. O iki gördüğü hâlde görünen yine birdir. Bunun bir olduğunu isbât etmek çok zordur. [Doppelsehen denilen göz hastalığı olanlara ahvel denir.] [Müslüman olmak için yalnız kalbin îman etmesi inanması lâzımdır. Fakat her müslümanın kalbine dahilî düşmanı olan nefsinden ve hâricî düşmanları olan şeytanlardan ve kötü arkadaşlardan hastalık gelmektedir. Nefis yaratılışta şeriate düşmandır. Kalbin hasta olması şeriatin emirlerinin tadını duymamak yasak ettiklerinden zevk almaktır. Bu yasaklara dünya denildiği yüzdoksanyedinci mektûbda yazılıdır. Dünyaya düşkün olmak kalbdeki îmanı zayıflatmaktadır. Bir kimse nefslerinin esîri olan gâfil insanların sohbetlerinden sözlerinden yazılarından kitaplarından radyolarından televizyonlarından uzaklaşırsa ve nefsi tezkiye olursa bu dahilî ve hâricî düşmanlardan kalbe hastalık gelmez. Mevcut hastalık da tasfiye edilince kalb hakîkî îmana kavuşur. Nefsin cibillî hastalığından tezkiyesi ve kalbin tasfiyesi mürşid-i kâmilin sohbetinde bulunmakla kitaplarını okumakla ve şeriate uymakla nasip olur. Üçyüzonüçüncü mektûba bakınız! Mürşid-i kâmil bütün sözleri bütün işleri şeriate uygun olan Ehl-i sünnet âlimi demektir. Şeriati iyi bilmesi derin âlim olması lâzımdır.]Din bilgilerini akıl ile isbât ederek inandırmak kolay değildir. Yakînî vicdânî bir îman elde etmek için isbât yoluna gitmektense kalbi hastalıktan kurtarmak lâzımdır. Nitekim safra hastasını şekerin tatlı olduğuna inandırmak için isbât etmeye kalkışmaktansa onu hastalıktan kurtarmak lâzımdır. Şekerin tatlı olduğu ne kadar isbât edilirse edilsin yakîn hâsıl edemez. Çünkü şeker ağzına acı gelmekte vicdânı acı olduğunu bilmektedir.[Seyyid Abdülhakîm buyurdu ki: (Müdrike) yâni bir şeyi anlamak kuvveti üçtür: Üçünün de doğru anlıyabilmeleri için bulundukları uzvların hasta olmamaları lâzımdır. Birincisi görünen his organlarındaki kuvvetler olup görme işitme koklama gıdânın lezzetini alma ve sıcaklık sertlik anlama. Bu kuvvetler insanda bulunduğu gibi hayvanlarda da vardır. Bu kuvvetler olmasaydı insanlar taş gibi odun gibi olurdu. İkincisi akıl kuvvetleri olup hiss-i müşterek hâfıza vâhime mütesarrıfa ve hazânet-ül-hayâl denilen görünmiyen beş his organındaki kuvvetlerdir. Bu kuvvetler insanların dimâgında [beyninde] bulunur. Hayvanlarda yoktur. Bir şeyin varlığını bu kuvvetler güvenilen bir haberi işitmekle veya tecrîbe ile yâhut hesap ile anlar. İyiyi fenadan faydalıyı zararlıdan ayırırlar. Fen bilgileri hesap bu kuvvetlerle yapılır.Üçüncüsü kalb kuvveti olup müslümanların havâssına yâni yüksek olan seçilmiş kimselere mahsûstur. Mânevi kuvvet ile anlaşılan din bilgileri akıl ve his kuvvetleri ile anlaşılamaz. Akıl kuvvetleri ile anlaşılan şeyleri insan hayvanların en üstünü olan ata senelerce uğraşsa anlatamaz. Bunun gibi kalb kuvvetleri ile anlaşılan din bilgileri meselâ marifetullahı bu seçilmişler başka insanlara senelerce söylese onlar anlıyamaz. Bunlardan daha yüksek seçilmişlerin seçilmişleri vardır. Bunlardan da daha üstün Nebîler Nebîlerden daha üstün Resûller bunlardan da üstün Ülül'azm dereceleri vardır. Bunların üstünde de Kelîmiyyet Ruhiyyet Hullet ve nihâyet Mahbûbiyyet mertebeleri vardır ki bu en üstün derece Muhammed aleyhisselâma mahsûstur. Kalb [gönül] denilen kuvvet yürek dediğimiz et parçasında bulunur. Elektriğin ampulde miknâtisin elektrik tellerinin makarasında hâsıl olması gibidir. İnsanlarda bulunan nefs-i emmâre din bilgilerine inanmamakta tabî'ati yaratılışı islâmiyete uymamaktadır. [Bunun için şeriate uymak nefse acı gelmekte ona uymak istememektedir. Kalb ise yaratılışında temizdir sâlimdir. Fakat nefsin şeriate uymak istememesi hastalığı kalbe sirâyet ederek kalb de şeriate uymak istemiyor. Şeriate inanıyor ise de uyması acı geliyor.] İslâmiyetin doğruluğunu isbât için ne kadar uğraşılırsa uğraşılsın hasta kalbde buna yakîn hâsıl olması çok güç olur. [Kalbde yakîn hâsıl olması için dahilden ve hâricden hastalık gelmemesi gelmiş olanın da tasfiyesi lâzımdır. Bunun için nefsi tezkiye etmekten yâni cibillî olan inkâr hastalığından ve kalbi şeytandan ve fena arkadaştan kurtarmaktan başka çâre yoktur. Nefsi tezkiye şeriate uymakla sonra zikir ile sonra bir Velînin sohbeti ile sonra râbıtası ile sonra hayat hikâyesini okumakla olur. Mektep meslek arkadaşı öğretmen gazete televizyon radyo islâmiyete ahlâka muhâlif ise bunların fena arkadaş oldukları anlaşılır. Kalb bu üç düşmanın şerrinden hücûmundan kurtulunca haramları sevmek hastalığından kurtulur. Allah sevgisi kendiliğinden yerleşir. Suyu boşalan şişeye havânın dolması gibi olur.]Veşşemsi sûresi dokuzuncu âyetinde meâlen (Nefsini tezkiye eden kurtuldu. Nefsini günahta cehâlette dalâlette bırakan ziyân etti) buyuruldu.[(Mevâkib tefsîri)nde diyor ki (Nefis tezkiye edilince kalb tasfiye bulur. Yâni nefis kötü isteklerden kurtarılınca kalbin mahlûklara bağlılığı kalmaz. Fârisî beyt tercümesi:Haramları istemekten kesilmedikçe nefis![]() kalb ilâhî nûrlara ayna olamaz hiç!Nefsin kötülükleri pislikleri demek islâmiyetin beğenmediği haram ettiği şeyler demektir). Şimdi bazıları Allahü teâlânın fena dediği yasak ettiği şeylere moda asrîlik ilericilik diyor. Allahü teâlânın beğendiği emrettiği şeylere gericilik câhillik diyor. Haram işleyenlere sanatkâr aydın ilerici insan müslümanlara mürtecî yobaz gerici diyenler oluyor. Bunlara aldanmamalı. Dîni Ehl-i sünnet âlimlerinin kitaplarından öğrenmelidir.]Görülüyor ki bu açık parlak islâmiyete ve temiz doğru yola inanmıyan kimsenin kalbi şekerin tadını anlıyamıyan safralı gibi hastadır. Fârisî mısra' tercümesi:Bir kimse kör ise güneşin suçu ne?Seyr ve sülûktan [yâni tasavvuf yolunda ilerlemekten] maksat nefsi tezkiye ve kalbi tasfiye etmektir. Yâni nefsi ve kalbi hastalıklardan kurtarmaktır. Bekara sûresinde (Kalblerinde hastalık vardır) meâlindeki dokuzuncu âyet-i kerimede bildirilen hastalık tedâvî edilmedikçe hakîkî îman ele geçmez. Bu âfetler var iken akıl yolu ile kalbde hâsıl olan îman îmanın sûretidir. Çünkü nefis bu îmanın tersini istemekte küfründe inat ve isrâr etmektedir. Böyle îman safra hastasının şekerin tatlı olduğuna îman etmesi gibidir. Herne kadar inandım dese de vicdânı şekeri acı bilmektedir. Safrası düzeldikten sonra şekerin tatlı olduğuna hakîkî îman hâsıl olur. Îmanın hakîkati de nefsin tezkiyesinden ve kalbin itmînânından sonra kalbde hâsıl olur. [İtmînân hakîkî inanmak demektir.] İşte böyle hakîkî îman yalnız Evliyâda bulunur ve elden gitmez. Yûnüs sûresinde (Biliniz ki Allahü teâlânın Evliyâsı için azâb korkusu nîmetlere kavuşmamak üzüntüsü yoktur!) meâlindeki altmışikinci âyet-i kerimedeki müjde böyle îman sahipleri içindir. Allahü teâlâ hepimizi bu kâmil hakîkî îmanla şereflendirsin! Âmîn._______________________ Sitemizde yönetici olarak bizlerle çalışmak isterseniz BU KONUYU okumalısınız. |
|
|
|
![]() |
| Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir) | |
| Seçenekler | |
| ------------------------------------------------------------- |
|
|
Benzer Konular
|
||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Forum | Cevaplar | Son Mesaj |
| Rüyada Namaz kılmak görmek rüya yorumu | DangerouS_GirL | Rüyalar ve Rüya Tabirleri | 2 | 12/12/09 20:21 PM |
| Rüyada Altın Görmek | kont_dracula | abcç rüya tabirleri | 0 | 27/07/08 19:04 PM |
| Rüyada El görmek | ShotKiLLa | Rüyalar ve Rüya Tabirleri | 0 | 20/04/08 18:59 PM |
| rüyada deniz görmek rüya yorumu | efflatun | Rüyalar ve Rüya Tabirleri | 0 | 01/03/08 21:06 PM |
| A!dan Z'ye Rüya Tabirleri... | sempatik_17 | Rüyalar ve Rüya Tabirleri | 7 | 11/03/07 03:57 AM |